ABD`de tahtakurusu alarmı!

New York`ta bulunan birçok ünlü tekstil mağazası tahtakurusu istilası nedeniyle kepenk kap..
ABD`de tahtakurusu alarmı!

Okuyucu yorumuna 11 ay ceza!

Vatan`da yorum yazan okuyucu Cumhurbaşkanına hakaretten 11 ay hapis cezası aldı. ..
Okuyucu yorumuna 11 ay ceza!

Akşam`ın maaş çilesi bitmiyor!

Akşam`ın maaş ödeme sorunu artık iyice kronikleşti.....
Akşam`ın maaş çilesi bitmiyor!
01.03.2010

Başbakanın medyadan isteği, kokmaz bulaşmaz TAVŞAN PİSLİĞİ!


Türkiye 1924’den bu yana pek çok kez anayasa değiştirdi.

Cumhuriyet’in kuruluş temellerini atan 1924 anayasası ile 1960 ihtilali sonrası hazırlanan anayasalar en “demokrat” ve en “özgürlükçü” anayasalardı. O nedenle de 1961 anayasası ile getirilen özgürlükler daha sonra sürekli kısıtlanma yoluna gidildi. Özerk üniversite, özerk TRT ve radyo-Tv yayıncılığı, örgütlenme özgürlüğü, sendikal haklar, yargı güvencesi, yargıç teminatı, idarenin(yürütme-hükümet) eylem ve işlemleri ile yasamanın (TBMM) yasama faaliyetlerine yargısal denetim vb. pek çok yeni ve genişletilmiş özgürlükçü düzenleme 1961  anayasası ile girdi yaşamımıza.
 
Hatta özgürlükler o kadar genişletilmişti ki, bazı siyasiler (başta dönemin Adalet Partisi Genel Başkanı ve Başbakan Süleyman Demirel) bu anayasanın “Türkiye’ye FAZLA geldiğini, BOL geldiğini” bile söylediler.
 
O nedenle de değindiğim gibi gerek 12 Mart 1972 askeri muhtırası ve gerekse 12 Eylül askeri ihtilali sonrasında 1961 anayasasındaki özgürlükler-özerklikler alabildiğine kısıtlandı.
 
Ancak Türkiye’nin bugüne kadarki tüm anayasalarında, ister askeri dönemde hazırlanmış olsun, ister sivil yönetimler döneminde değişikliğe gidilmiş olsun Anayasa’nın  “değiştirilemeyeceği, değiştirilmesinin teklif dahi edilemeyeceği” temel hükümleri dışında hep korunan bir hükmü-maddesi vardır: BASIN HÜRDÜR, SANSÜR EDİLEMEZ!
 
Bu halkın bilgi alma, öğrenme, olan bitenden haberdar olma hakkının güvencesidir. Tabii ki şimdiki genişletilmiş tanımlamasıyla anayasadaki “Basın hürdür” ifadesinden anlaşılması gereken MEDYA’dır. Yazılı basının ön planda ve etkin olduğu zaman diliminde yazılan ve sonrasında da diğer anayasalarda hiç değiştirilmeksizin korunan bu ifadeden, günümüzde artık yazılı basının yanı sıra, görsel (TV), işitsel (radyo), elektronik (internet, 3G, vs.) gibi medya mecralarını da anlamak, kapsamak gerekir.
 
Kısaca günümüzde daha da yaygın-etkin-hızlı hale gelen BASIN-MEDYA anayasamızın güvencesiyle HÜRDÜR-ÖZGÜRDÜR ve kesinlikle SANSÜR edilemez. Yani medyaya siyasal erk, ya da başka güçler tarafından baskı, engelleme, yayın güçlüğü gibi uygulamalar yapılamaz, medya mensupları ve medya organları bu tür güç ve baskılar kullanılarak sindirilemez.
 
Ama rahmetli Turgut Özal’ın deyişiyle “Anayasayı bir kere delmekle bir şey olmaz” yaklaşımının da ötesinde   Sayın Başbakan adeta anayasayı ve anayasanın pek çok hükmünü özellikle basına-medyaya yönelik ifadelerini adeta “PAÇAVRAYA” çevirdi.
 
Hele şu son AKP genişletilmiş il başkanları toplantısında yaptığı konuşma ile artık anayasa ayaklar altındadır. Sayın Başbakan açık açık medya sahiplerine, medya patronlarına “SANSÜR” çağrısı yaptı. Üstelik bu sansür çağrısını öylesine ileriye götürdü ki, “sansürleyemiyorsanız, maaşını verip çalıştırdığınız köşe yazarlarınıza, muhabirlerinize, onların yazdığı, yaptığı, ekranlarda yayınladığı haberlere engel olamıyorsanız, KOVUN!” dedi.
 
Ardından da ekledi, “ŞAYET KOVAMIYORSANIZ, maaşını ödediğiniz adamlara söz geçiremiyorsanız, maaşını veriyorum ama yazılarına karışamam diyorsanız, sonra da gelip bana feryat etmeyin
 
AB tam üyeliğine aday bir ülke düşünün o ülkenin Başbakanı medyaya, köşe yazarlarına SANSÜR çağrısı yapıyor ALENEN! Medya patronlarından ÇIT yok. Hiçbirisi çıkıp “Başbakan olabilirsiniz ama bize, yazarlarınızı sansürleyin, bunu yapmıyorsanız onları işten atın, kovun diyemezsiniz” demiyor. Herkes sus-pus! Bazı köşe yazarları, meslek kuruluşları  ses verdi o kadar. Hükümete yakın medya birkaç isim dışında usulet ve suhulet içinde GIK yok!
 
En başta Sayın Başbakanın her defasında vurguladığı “İNANÇLI MÜMİN” ya da “İNANAN İNSAN” kimliğinden yola çıkarsak insanların “rızkıyla oynamak, rızklarını kesmek, ya da birilerinden onları işsiz, rızksız, aç bırakmalarını istemek, hatta bunu açık açık talep etmek, bu yönde talimat vermek, yapmayanları tehdit” etmek hangi inanmışlığa, inanca, Müslümanlığa sığar.
 
Rızık kesenin, rızkı kesilir. Rızıkla oynayanın, rızkıyla oynanır.  
 
Sayın Başbakan bu sözleriyle en başta büyük günah, ardından da büyük bir anayasal SUÇ işliyor. Tabii buradaki tepkisi siyasi konumu nedeniyle biraz anlaşılabilir durumda. Başbakan yardımcısı Bülent Arınç diyor ki; “Sayın Başbakanla konuştum,o sözleri söylerken,  medyaya müdahale gibi bir amacı yok, ekonominin durumuna üzülüyor!”
 
Yani siyasetteki gerilim, gerginlik nedeniyle, borsa düşmüş, dolar fırlamış, faizler yükselmiş, yabancı yatırımcılar Türkiye’den parasını toplayıp kaçmaya başlamış, Başbakan da buna üzüldüğü için ekonomideki, siyasetteki gidişatı, gerçekleri, olan –biteni yazan, halkı olaylardan malumat sahibi kılan gazetelere, gazetecilere, yazarlara kızmış.
 
Ya ne yapsaydık? Yalan mı yazsaydık? İşsizlikte dünyanın “Top 10” listesinde değil miyiz? Siyasi kriz nedeniyle dolar son bir yılın zirvesine çıkmadı mı? Aynı nedenle borsa çakılmadı mı? Siyasi krizi, iktidar-TSK krizini, iktidar-yargı krizini medya mı çıkarttı?
 
Zaten artık medyanın yüzde 60-65’i yandaş, geriye kalan yüzde 35’i de işte bu tehditler, kızgınlıklar, nedeniyle sırdaş hale geldi. Bilse de yazmıyor, yazamıyor. Ya da suya sabuna dokunmuyor, etliye sütlüye karışmıyor, tavşan pisliği gibi kokmuyor bulaşmıyor.
 
Ama Sayın Başbakan yine de mutsuz, mutlu olamıyor. Anlaşılan tek tip medya, tek tip yazar, tek tip haber istiyor.
 
Darbe dönemlerinde radyolarda ve özel TV’ler olmadığı için  TRT ekranlarında sabahları Hasan Mutlucan’ın davudi sesiyle söylediği “Yine de şahlanıyor aman” türküsüyle uyanırdık. Bir gün yıllar sonra 12 Eylül’ün bilmem kaçıncı yıldönümünde bir gazete şöyle bir manşet atmıştı: “Darbe dönemleri geride kaldı, Hasan Mutlucan MUTSUZ!”
 
Şimdi de herkes darbe tartışıyor ama Sayın Başbakan MUTSUZ. Asıl medyaya bir darbe istiyor ki, medya darbesi çoktan TMSF eliyle yapıldı bile. Fakat Sayın Başbakan “dahasını” istiyor, onun için de sürekli “daha daha” diyor. Yüzde 100’ü kendisinden yana, yüzde 100’ü muhalif değil, MUVAFIK, sinmiş, pısmış, susmuş (ki halihazırda medyanın büyük bölümü öyle ya neyse) bir medya hayallerini süslüyor Sayın Başbakanın.
 
Zaten geride kalan 6-7 yılda pek çok gazeteci, yazar bu hükümet ve başbakan istemiyor diye (birisi de bu köşenin yazarı, bu satırların sahibidir) rızkından oldu. İşsiz bırakıldı, köşeleri, kalemleri ellerinden alındı. Yazılarına müdahale edildi, değiştirildi ya da yayınlanmadı. Bu gerçeği Başbakan da biliyor. Başbakanlıktan medya patronlarına “İstenmeyenler” listeleri gönderildi ve “gereği” talep edildi. Dahası nereye varacak? Artık, açık açık en yüksek perdeden bir medya “temizliği” Başbakan tarafından talep ediliyor. Bu talep yerine gelmezse ne olacak? Medya patronlarının “ümüğü” sıkılacak anlaşılan. Ya da yine bir süre önce Zaman Gazetesi’nden Ekerem Dumanlı’nın bir yazısıyla gündeme gelen “Medyada Tasfiye” operasyonunun yeni “dalgası” uygulamaya konulacak.
 
İnsanların rızkları, köşeleri, kalemleri, mikrofonları ellerinden alınacak, hepsi sokağa salınacak.
Peki, KİM bu kadar vebalin altından NASIL kalkacak?

Yazarın Diğer Makaleleri
KORHABER Seviyenin Adresi
ANKARA bugün...
ANKARA bugün...
Site İçi Arama
Özel Arama
Zülfikar DOĞAN
Duransel DOĞAN
Haluk DERİNÖZ
Tahir ATUN
Yaşar ÖZKAN
İlke ATİK
Cumhur BORATAV
Buket TÜRKYILMAZ
Ulvi Ruşen ÇEVİK
PİYASALAR
Döviz Altın Döviz
KORHABER Seviyenin Adresi
Günlük Burç


ÖNE ÇIKAN HABERLER

           Bugün

           Dün

           Son
           7 gün


SON EKLENEN HABERLER

           Bugün

           Dün

           Son
           7 gün


EN ÇOK YORUMLANAN HABERLER

           Bugün

           Dün

           Son
           7 gün


KORHABER - ANKET
Bedelli askerliğe EVET mi HAYIR mı?
Evet
Hayır
Fikrim yok
İlgilenmiyorum


FİKİR VE ÖNERİLERİNİZİ BİZE YAZINIZ

KORHABER