ABD`de tahtakurusu alarmı!

New York`ta bulunan birçok ünlü tekstil mağazası tahtakurusu istilası nedeniyle kepenk kap..
ABD`de tahtakurusu alarmı!

Okuyucu yorumuna 11 ay ceza!

Vatan`da yorum yazan okuyucu Cumhurbaşkanına hakaretten 11 ay hapis cezası aldı. ..
Okuyucu yorumuna 11 ay ceza!

Akşam`ın maaş çilesi bitmiyor!

Akşam`ın maaş ödeme sorunu artık iyice kronikleşti.....
Akşam`ın maaş çilesi bitmiyor!
01.03.2010

Basın,basın...basını basın, basına basın!


Bir masal vardır ya, çirkin kraliçe her sabah geçer aynanın karşısına ve sorar “Ayna, ayna söyle bana…” diye.

Beklediği “En güzel sensin” denilmesidir. Ama bir yoksul güzel vardır. Aynalar “yalan” söylemez ve o güzelin varlığından haberdar eder kraliçesini ayna; “Sen de güzelsin ama kraliçem, senden güzeli var”… Kraliçe o en güzelin, o daha güzelin bulunup derhal derdest ve imha edilmesini emreder.
 
Masalın sonrası sanırım hepinizin malumudur.  Kötüler kaybeder, iyiler kazanır. Yalanlar kaybeder, gerçekler kazanır.  Yanlışlar kaybeder, doğrular kazanır. Kötüler kaybeder, iyiler kazanır. Haksızlar kaybeder, haklılar kazanır.  Ondan sonra da gökten üç elma düşer , masal kahramanları ererler muradına, anlatanlar ve okuyanlar çıkarlar kerevetine.
 
Sayın Başbakanın medya patronlarına, gazetecilere, köşe yazarlarına yönelik son çıkışı bana bu masalı hatırlattı. Sanki Sayın Başbakan her sabah uyandığında, günlük mesaisine başlamadan önce aynanın karşısına geçiyor ve şöyle diyor gibi geliyor bana: Ayna, ayna söyle bana! En güçlü kim? En mağrur kim? En iktidar kim? En muktedir kim? En yakışıklı kim, sorusunu sorduğunu sanmıyorum.
 
Muhtemelen de aynadan beklediği yanıtları kendisi verip, yani hepsine “SEN, SEN, SEN….” deyip, bu yanıtlara da şükredip çıkıyordur evinden, Başbakanlığa doğru.
 
Ancak bu mutlu tabloyu her sabah bir nebze de olsa bozan bir şey yaşıyor demek ki Sayın Başbakan. Makamına gelip de Basın danışmanları tarafından  günlük basın özetleri, okuduğu-okumadığı, sevdiği-sevmediği köşe yazarlarının, gazetecilerin yazı, yorum ve haberleri  dosyalanmış olarak kendisine sunulduğunda canı sıkılıyor demek. Günlük program yoğun, tekrar eve gidip “Ayna, ayna söyle bana” diyemeyeceği için, ilk fırsatta basıyor kalayı medyaya, medya patronlarına, yazarlara.
 
Daha önce “bu gazeteleri almayın” çağrısı yapmıştı bir medya grubunun yayınları için. Hilton arazisi meselesi vardı ya? Sonra o medya grubunun başına gelenleri biliyorsunuz.  Maliye öyle bir vergi şamarı attı ki, yer misin yemez misin dercesine.  Medya patronu kendisini tekaüte ayırdı. Sağ kolunu da tekaüt etti. Kızlarını, damatlarını bile geri çekti, işleri profesyonellere devretti. Son olarak da yazılanlara göre UMRE’ye gitti.  Fikrim o ki, Başbakanla bu dünyada baş edemeyeceği düşüncesiyle hesabı ahrete havale etti.
 
Başbakanın alınmamasını, okunmamasını istediği gazeteler safhasından bu defa,  “çalıştırılmamasını, yazdırılmamasını, eline kalem verilmemesini, hatta kovulmasını” istediği gazeteciler-yazarlar safhasına geldik.  Daha önce Sayın Başbakanın bu tasnifte adlarını söylediği bazı yazarlar medya patronlarınca atıldı. Ya da enterne edildi, etkisizleştirildi. Fakat demek ki, geride kalan üç-beş kalem bile Sayın Başbakanı ayna karşısında mutsuz ediyor. O nedenle ekonomiyi kötü, siyaseti gergin, devleti derin, havaları serin gösteren, yazan “son kalıntıların” da medyadan kazınması, silinip-süpürülmesi gerekiyor. Aksi halde Başbakan diyor ki medya patronlarına; “Maaşını sen veriyorsan bu adama yazdırmayacaksın. Yazdırsan da yazısını yayınlamayacaksın. Yazdırıyorsan, yazısını sansürlemiyorsan, yazdıklarına karışmıyorsan, yazarını işten atıp-kovmuyorsan, (nasıl yaparım, yazısına nasıl karışırım) diyorsan, karşıma gelip, ağlayıp, sızlama, feryat-figan etme, alırım paçanı aşağıya!”
 
Eminim, medya patronları tir-tir titriyordur şimdi. Suimisal, emsal olmaz ama, ortada bir de misal var! Daha önce yukarıda bahsettiğim medya patronunun başına gelen ve pişmiş tavuğun başına gelmeyen işler var. Şimdi medya patronları Başbakanın bu dediğini yapmaz, köşe yazarlarını kovup sokağa atmaz, ekmeğiyle oynamaz da iş vermeye, aş ve maaş vermeye devam ederlerse artık aman Allah! Kırk satır mı, kırk katır mı? Ölümlerden, ölüm beğensinler! Enerji özelleştirme ihalelerine alınmayabilirler, arazi kıyaklarından, boru hattı ve petrol projelerinden, nükleer santral ihalelerinden dışlanıp, kamu bankalarından kredi kıyaklarından istisna tutulabilirler. Üstüne üstlük bir de vergi cezası selinde boğulabilirler. Haydi göreyim sizi, Başbakanın dediğini bir yapmayın da görün gününüzü!
 
Bu satırların yazarı için de bir zaman tepelerden “KOVUN” dediler, kovulduk. Kovdular, kovulduk. Kimseden ses seda çıkmadı. Bir anda arayanlar yok oldu, telefonlar sustu, aradıklarımızdan dönenler azaldı, iki elin de parmaklarından azaldı. İyi, hoş kovulduk da sanki vebalı olduk. İş kapıları, ekmek kapıları kapatıldı. Aslında acı olan, “KOVUN” diyen, bakana, başbakana “Baş-göz üstüne” diyerek, kovma işlemini yapan meslektaşlar da yaranamadı, bir süre sonra da onlar kovuldu. Öyle ki şu anda ülke medyasında adeta bir kovulanlar ordusu oldu. 
 
Ama hayır! Sayın Başbakan daha fazla KOVMA-KOVULMA istiyor. Kovmalara doymuyor. Sevilen şarkıdaki gibi “Doymadım, doyamadım KOVMALARA seni ben” dercesine, medya patronlarına parti toplantısından talimatlar yağdırıyor: Yazdırmayacaksın, atacaksın, çıkartacaksın, kovacaksın, aç bırakacaksın… Sayın Başbakan medya karşısında, medya patronları karşısında bir zamanların meşhur çizgi film kahramanı He-Mani gibi haykırıyor : GÜÇ BENDE ARTIIIK!
 
Partililerine “genişletilmiş” parti toplantısında sesleniyor: BASIN BASIN, BASINI BASIN, BASINA BASIN!
 
Medyanın-Basının hali öyle içler acısı ki, dişi-tırnağı sökülmüş kâğıttan kaplan gibi. Herkes oturduğu koltuğa yapışmış. Basur olmak pahasına kalkmıyor. Lal olmak pahasına konuşmuyor. Kör olmak pahasına görmüyor. En kolayını bulmuş, Başbakanı kızdıracak şeyler yazmaktansa, medya birbiriyle söyleşiyor. Sevişiyor. Birbirini yazıyor, çiziyor. Birbirine küfrediyor, birbirini ihbar ediyor. Sanatçılarla, starlarla, artistlerle, nihayet gazeteciler birbirleriyle uyuşturucu alemlerine dalıp uyuşuyor. Unutuyor, düşünmüyor, anlamıyor, anlatmıyor, kalem oynatmıyor.
 
Dolayısıyla Başbakanın tehdit etmesine, talimat vermesine, “Kovun” demesine bile gerek kalmıyor. Medya, bu haliyle kendi kendisini medyadan, medyalıktan kovuyor. Kova, kova da sonunda sıra kovanlara geliyor. Bir bakacaklar ki, kovacak gazeteci kalmıyor.
 
Sayın Başbakan, siyasette “mağduru” oynayarak zirveye çıktı, şimdi “mağruru” oynayarak yoluna devam ediyor. Ama özlü söz “Mağrur olma padişahım (Başbakanım da diyebilirsiniz) yukarıda…” diyor.
 
Bakalım Mevlâ neyler, neylerse GÜZEL eyler… Nefes alıyorsak eğer, sağ uyandığımız her gün için yeni bir heyecan duymaya değer. Bu ülkeden ne Başbakanlar geçmişti meğer…
  
 

Yazarın Diğer Makaleleri
KORHABER Seviyenin Adresi
ANKARA bugün...
ANKARA bugün...
Site İçi Arama
Özel Arama
Zülfikar DOĞAN
Duransel DOĞAN
Haluk DERİNÖZ
Tahir ATUN
Yaşar ÖZKAN
İlke ATİK
Cumhur BORATAV
Buket TÜRKYILMAZ
Ulvi Ruşen ÇEVİK
PİYASALAR
Döviz Altın Döviz
KORHABER Seviyenin Adresi
Günlük Burç


ÖNE ÇIKAN HABERLER

           Bugün

           Dün

           Son
           7 gün


SON EKLENEN HABERLER

           Bugün

           Dün

           Son
           7 gün


EN ÇOK YORUMLANAN HABERLER

           Bugün

           Dün

           Son
           7 gün


KORHABER - ANKET
Bedelli askerliğe EVET mi HAYIR mı?
Evet
Hayır
Fikrim yok
İlgilenmiyorum


FİKİR VE ÖNERİLERİNİZİ BİZE YAZINIZ

KORHABER