14 Kasım 2018 Çarşamba   |   Giriş sayfam yap   |   Favorilere ekle   |   Gazete Manşetleri   |   Künye   |   İletişim   |   Sitene haber ekle   |   RSS    Üye Ol    Şifremi Unuttum
Üye Girişi
Kurtulmuş Korhaber'e konuştu
Kurtulmuş Korhaber e konuştu
 
4 Kasım 2011 Cuma - 18:17
Kategori Söyleşiler
13932 Okunma 0 Yorum
Paylaş  Facebook Google TwitThis StumbleUpon del.icio.us Reddit NewsVine Ma.gnolia Technorati Digg Mixx
 E-posta ile gönder Yazdır
Yazı Boyutu
HAS Parti Genel Başkanı Kürt sorununun TBMM’de siyasilerce çözülmesi gerektiğini söylerken, hükümete 5 maddelik bir plan önerdi.
Duransel Doğan-Zülfikar Doğan/KORHABER-ÖZEL
“Ben Başbakan olsam hiç ayırt etmeksizin, önce yakılıp yıkılan köylerin, evlatlarını her şekilde yitirenlerin, faili meçhullerin yakınlarının, şehit ve yaralı ailelerinin hepsinden ayrım yapmaksızın en başta bütün milletten özür dilerdim!”
“Her ili kendi İl Genel meclisi ve Belediye meclisi yönetsin, adem-i merkeziyet uygulamasına geçilsin”
“Ekonomik ve Sosyal telafi programları uygulamaya konulup GSMH’nın her yıl yüzde 2’si (20 Milyar dolar) bu bölge için harcansın”
“Başbakan felaket bir savrulma içinde. Hükümet bir dediğinin ertesi gün tersini söylüyor. Başbakana ve hükümete batı yön veriyor. Onlar ne diyorsa, Batı ne diyorsa, Libya’da, Suriye’de ve diğer ilişkilerde batının dediğini yapıyor”
“İsrail ile “one minut”tan sonra ne oldu? Türkiye UAEK’da neden İsrail’in nükleer kapasitesi oylanırken çekimser kaldı? İsrail’in üye olamadığı OECD’ye kabulü için oy vererek İsrail’e 1967 Arap-İsrail savaşından bu yana en büyük siyasi-ekonomik-diplomatik zaferi hediye etti”
“Tony Blair, TBMM’de konuşurken ‘Siz yeni Osmanlısınız’ demişti. Ne oldu da İngiltere, 100 yıl önce yıktığı, parçaladığı Osmanlı’nın yerine şimdi yenisini koyuyor. Bir düşünün? Önce ‘eksen kayması’ diye Başbakanı ve hükümeti köşeye sıkıştırdılar, şimdi de ‘Osmanlısınız’ diye istedikleri noktaya getirip, istediklerini yaptırıyorlar.”
“Füze Kalkanı radar sistemi Türkiye’yi kime karşı koruyacak? İran mı, Suriye mi kim Türkiye’ye saldıracak? Türkiye’yi hedef ülke yaptılar. Bizi ilgimiz olmayan bir savaşın alanı haline getirdiler”,
“Ekonomik kriz yakında! Hükümetin uyguladığı model 2002’den beri Derviş-Fischer modeli. Amaç Türkiye’yi küresel pazara entegre etmek. AKP Hükümeti Cari açığı, tek başına tüm cumhuriyet döneminin üç buçuk katına çıkarttı. Cari açık hükümetin uluslararası sisteme verdiği siyasi rüşvettir.”
“Medya üzerinde siyasetin yoğun baskısı var. Demokrasi böyle işlemez. Tek sesli medya, hükümetin de aleyhine. Böyle bir yapıda, AKP ve hükümet kendini denetleyemez, kontrol edemez.”
Halkın Sesi Partisi (HAS Parti) Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, 12 Haziran seçimlerinden önce medyanın yüzde 80’i AKP’li iken, seçimler sonrası medyanın yüzde 95’inin AKP’li olduğunu, iktidarın kontrolüne girdiğini öne sürerek “Tek sesli medya, sindirilmiş üniversite olmaz. Demokrasi gelişecekse, medya üzerinde siyasi baskı olmaz. Bu medya yapısı, hükümetin de aleyhine, kendini kontrol edemez, denetleyemez” dedi.
HAS Parti Genel Merkezi’nde www.korhaber.com’dan Duransel Doğan ve Zülfikar Doğan’a özel açıklamalarda bulunan Numan Kurtulmuş, hükümeti batının yönlendirdiğini Libya, Suriye, İran, Füze Kalkanı vb. gibi konularda, Başbakanın büyük ve felaket ciddi bir “savrulma” içinde olduğunu ifade ederek, ekonomik krizin kapıya dayandığını savundu.
Mütevazılığının yanı sıra, insancıl ve sıcak yaklaşımları da somut bir şekilde gözlenen HAS Parti Genel Başkanı bir dönem aynı siyasi çizgide ve birlikte siyaset yaptığı Başbakanı ve AKP hükümetini gerek ekonomik, gerek siyasi, gerekse dış politika ve yönetim tarzı açısından samimi bir şekilde eleştirmekten geri durmadı.
Kurtulmuş Kurban Bayramı’nı Van ve Erciş’te geçireceğini, depremzedelerle birlikte olacağını ve kurbanını da depremzedelerle keseceğini kaydetti.
HAS Parti, Siyasi ve Stratejik Araştırma ve Geliştirme’den Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Eski Maliye Müsteşarı Hasan Basri Aktan’ın da katıldığı görüşmede, Genel Başkan Kurtulmuş görüş ve değerlendirmelerini Korhaber okurlarıyla paylaştı.
HAS Parti Genel Başkanı Numan Kurtulmuş’a yönelttiğimiz sorular ve yanıtları şöyle:
Korhaber (KH)-Sayın Kurtulmuş özellikle KCK tutuklamaları, terördeki tırmanış, Türkiye’nin gündeminde yoğun biçimde tartışılıyor. Hükümetin Kürt Açılımı bir anda bambaşka bir noktaya geldi. Başbakan ise muhalefetin sadece eleştirdiğini, çözüm önermediğini söylüyor. Sizin Kürt sorunu ve terörün sonlandırılması konusundaki değerlendirmeleriniz nedir?

Numan Kurtulmuş (NK)-   Demokratik Açılım, Kürt Açılımı aslında doğru bir süreçti. Ancak bu süreç iyi yönetilemedi. Birisi sorunu çözmek istiyor gibi görünüyor, bazı siyasi partiler çözümsüzlüğün devamını istiyor. Önce şuna karar vermeliyiz, bu sorunu çözmek istiyor muyuz, çözmek istemiyor muyuz?

2009’da Demokratik Açılım uygulamaya girdiğinde, o dönemde bölgedeki pek çok ili gezdim. İnsanlar mutlu, umutluydu. Artık çocukların, gençlerin ölmeyeceğine, huzurun geleceğine inanmaya başlamışlardı. Güzel bir hava vardı. 2011 Haziran’ında ne oldu. Durum çok farklı hale geldi. Karamsarlık, kin, düşmanlık yükseldi. Ne oldu? İki yılda algı bu kadar tersine dönemez.
İster doğu meselesi, terör meselesi, Kürt meselesi ne derseniz deyin, herkes çözüm istiyor ama iktidar ne yapacağını bilmiyor. MHP-CHP bir şey söylemiyor. DTP o dönemde yani Açılım Politikası’nın devreye girdiği dönemde Öcalan’ın odası, sağlığı vb. konuları öne çıkarttı. Adeta “kapatılmak” için her şeyi yaptı. Çözüme yönelik bir katkı vermedi.
Bizim bu konuda beş maddelik bir çözüm planımız var ve bunun sorunu kökten halledeceğine inanıyoruz.
KH-HAS Parti’nin bu 5 maddelik çözüm planı neleri içeriyor?
Bir kez Anayasal Vatandaşlık tanımını yapmamız lazım. Öncelikle kapsamlı Ekonomik Telafi programının devreye sokulmasını öneriyoruz. Milli Gelirin yüzde 2’sinin ( 20 milyar dolar) her yıl bu bölgeye harcanmasını ekonomik durumun düzeltilmesi için çaba harcanması gerektiğini düşünüyoruz.
1985-87 döneminde gündeme gelen Adem-i Merkeziyet uygulamasının devreye sokulması her ilin kendisini yönetmesini düşünüyoruz. Her ilin Belediye Meclisi-İl Genel meclisi o ili yönetsin. Para nereye harcanacak, ilin ihtiyaçları nedir onlar karar versin. Kaç okul yapılacak vb. Tabii Merkezi idare yine kendi yapması gerekeni, yolu, barajı, köprüyü, otoyolu, hızlı treni vs. ne yapacaksa yapsın ama yönetimi her ilin kendisi yapsın. Bölgede Kalkınma Ajansları falan var ama bunlar DPT’nin şubesi gibi çalışıyor. Ortaya somut bir şey konulamıyor.
İkincisi Sosyal Telafi Programı. Terörle mücadele diye, köyler boşaltılmış, tarlalar boş, hayvancılık ölmüş, tarlalar ormanlar yakılmış. Hasat dönemi bir gidin bölgedeki illere saatlerce yol boyu boş ekilmemiş tarlalar görüyorsunuz. Bunları yeniden hayata geçirecek, bölgede halkın sosyal refahını yükseltecek programı devreye sokmayı teklif ediyoruz.
Bir başka önerimiz Diyarbakır Cezaevi’nin bir Adalet Müzesi’ne dönüştürülmesi. Ben Başbakan olsam terörle mücadele şu veya bu değil her şeyden önce ve ilk olarak, çocuğunu, evladını kaybedenlerden hiç ayrım yapmaksızın kim olursa olsun, faili meçhul cinayete uğramışların yakınlarından, yaralıların, şehitlerin ailelerinden hepsinden ilk olarak ve öncelikle ÖZÜR dilerim.
Planımızın bir diğer ayağı Göçün Geri Döndürülmesi. Batman, Diyarbakır, bölgedeki pek çok ilin nüfusunda patlama yaşanıyor. Terör veya köylerin boşaltılması, mezraların, tarlaların yakılması nedeniyle halk önce köyünden, evinden barkından bu illere göç ediyor. Bu illerde büyük nüfus yığılmaları, sefalet var. Daha sonra durumunu biraz düzelten bu defa Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, Bursa, Mersin vb. illere göç ediyor. Bu insanlara bulundukları, yaşadıkları yerlerde köylerinde, illerinde huzurla hayatlarını idame ettirebilecekleri imkanlar sağlanmalı göçün tersine, geri döndürülmesi başarılmalı.
Beşinci olarak da şu tespiti yapmak lazım. Terör sadece PKK’nın işi değil. Uluslararası terör, uluslararası istihbarat örgütleri, bunların desteği, hem istihbarat, hem silah, hem lojistik desteği var. Olaylara bakın, Aktütün, Hantepe, Dağlıca, Çukurca ve diğer saldırıları hepsi birbirinin kopyası. Uluslararası destek var. Sadece güvenlik güçleriyle terörü önleyemezsiniz. En büyüdüğü zaman bile toplamı 4 bini ancak bulan elemanı olan bir PKK’yla dünyanın en büyük ordularından birisi olan TSK 30 yıldır baş edemiyor. Rutin operasyonlar düzenleniyor.Çözüm için öncelikle dil, kirli savaş dilinden kurtulmalı. Savaş, vahşet, intikam, vb. kirli dilden kurtulunmalı. Türk-Kürt gönüllüleri katkı vermeli. Kürt meselesi ancak rızaya dayalı gönüllü birliktelik içinde çözülebilir. Ve nihayet sorunun çözüm yeri dağlar, sokaklar, Genelkurmay Karargâhı değil. Çözüm yeri TBMM’dir. Çözecek olan da siyasettir. Çözüm siyasi akıl gerektirir. Demokratik Açılım politikası, bu iş ne siyasi iktidar için risk, ne de muhalefet için istismar konusu olmamalı.
KH-Anayasa referandumunda, 2009 Yerel ve 2011 Genel seçimlerinde sürekli seçmen Kütüklerinin durumu tartışıldı. 2 milyon hayali seçmen ortaya çıktı, daha zaman var denilebilir ama yerel seçimler yaklaşıyor, seçmen kütükleri ile ilgili bir çalışmanız, araştırmanız oldu mu?
NK-Bu konuda fazlaca bir bilgimiz yok. Bir araştırma veya çalışma da yapmadık. İddiaların ne kadar doğru veya gerçek olduğu konusunda da somut bir bilgiye sahip değiliz. Ancak seçimler yaklaştığında biz de bu konuda gereken çalışmaları yaparız tabiî ki.
KH-Türkiye, dış politikada önce “Komşularla sıfır sorun” diyerek yola çıktı, ancak şu anda hemen hemen tüm komşularıyla sorunlu ve bazılarıyla ilişkileri bitirme noktasına geldi. Libya için Sayın Başbakan “Müdahale olmayacağını” söylerken ayrıca “NATO’nun Libya’da ne işi var? “ demişti. Suriye ile gelinen nokta da ortada. Türkiye’nin Müslüman ülkelerle ilişkilerinde geldiği noktayı ve izlediği dış politikayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
NK-Başbakan felaket bir savrulma içinde! Düşünceleri, açıklamaları, uygulamaları da öyle. Bir söylediğinin, üç gün sonra tam tersini söylüyor, uyguluyor, yapıyor. Libya’da belirttiğiniz gibi “Nato’nun Libya’da ne işi var?” dedikten üç gün sonra, Almanya’da, Cidde’de bunu söylerken, üç gün sonra Türk Donanması, firkateynler, savaş gemileri Libya’ya doğru yola çıktı.
Gerçekten Sayın Başbakan felâket ciddi bir savrulma içinde. Hükümet Libya krizinde Batı nasıl yön veriyorsa o yöne gidiyor, o yönde davranıyor. Daha krizin başlangıcında Kaddafi halka ateş açarken,  Sayın Başbakan “Bizim orada 15 bin insanımız var, Libya’ya müdahale olmaz” dememiş miydi? Sonrasında ne oldu? Ne olduğu ve kimin Başbakana, hükümete yön verdiği ortada.
Hükümet ve Sayın Başbakan Ortadoğu’da, Arap Ülkeleriyle, Müslüman Ülkelerle yoğun ilişkiler geliştirdiğinde hatırlayın, Batı medyası, Batılı liderler, içeride bazı yazarlar “Eksen Kayması” iddiasını gündeme getirdiler. Türkiye’nin batıdan uzaklaştığını İslam ülkeleriyle ilişkilere yöneldiğini, yoğunlaştığını söylediler, yazdılar. Bu eksen kayması olayı Başbakan ve AKP üzerinde sıkı bir şekilde işlendi, ısrarla kullanıldı.
Hatta hatırlarsanız dönemin İngiltere Başbakanı Tony Blair, Türkiye’ye gelip TBMM’de konuştuğunda “Siz yeni Osmanlı’sınız” dedi. Ne oldu da 100 yıl önce Osmanlı’yı yıkan, parçalayan İngiltere’nin Başbakanı “Yeni Osmanlı” diye Başbakana, Türkiye’ye övgüler yağdırdı. Bugün de Batılı ülkeler, batı medyası hâlâ aynı konuyu işliyor.
Hükümeti “eksen kayması” yorumları ve iddialarıyla köşeye sıkıştırıp, kendi yönlerine, kendi istedikleri eksene gelmeye zorladılar ve başardılar. Dediğim gibi artık hükümete ve Başbakana Batı yön veriyor.
Esad ve eşiyle, Başbakan ve eşi birlikte tatil yaparken, Suriye ile kapılar açılıp, vizeler kaldırılırken, ne oldu da şimdi birden Türkiye, Suriye ile hasım oldu?
Sıfır sorun diye yola çıkılmıştı hani?
Ermenistan açılımında da biz o dönemde 9 madde halinde endişelerimizi dile getirdik. Bu fakir, o zaman da gidilen yolun yanlış olduğunu söylemişti.

İsrail ile “One Minute” olayında ben Başbakanı bizzat tebrik ettim. Başbakan İsrail’e karşı en şahin politikaları izledi görüntüde. Açıklamalar yaptı. Ama bir taraftan da Uluslararası Atom Enerjisi Komisyonu’nda (UAEK) İsrail’in Nükleer Kapasitesi’nin araştırılması görüşülürken niye Türkiye “ÇEKİMSER” kaldı. Niye bu yönde oy kullandı?

Aynı hükümet, İsrail’in yıllardır üye olmak, kabul edilmek istediği OECD’ye üyeliği için “OLUMLU” yönde oy kullandı. Niye? Nerede “One Minute” o zaman? Nerede o İsrail’e yönelik, şahin politikalar, açıklamalar.

Türkiye’nin 1963’den beri üye olduğu OECD’ye üye olamayan İsrail’e, üyelik için olumlu oy vermesi, İsrail’in 1967 Arap-İsrail savaşından bu yana bu ülkeye verilmiş en büyük siyasi-ekonomik-diplomatik hediyedir, İsrail’e en büyük zafer hediyesidir.
Şimdi de Sayın Başbakan İsrail’in Nükleer silahları, kapasitesi sorgulanmalı diyor. Peki o zaman niye çekimser oy kullandın?
Füze Kalkanı da öyle. Başbakan diyor ki Malatya’da kurulan sadece Radar sistemi, füze kalkanı değil. Zaten bir füze sistemi, radar sistemi olmadan çalışmaz. Öncelik radar sisteminde. Çek Cumhuriyeti ve Polonya’ya kurulacaktı bu önce, Rusya ‘hemen karşısına ben de aynı sistemi kurarım’ deyince vazgeçtiler. İki ülke de istemedi. Şimdi Füze Kalkanı Türkiye’de işte “eksen kayması” diyerek, böyle eleştirerek Füze Kalkanı’nı da Türkiye’ye kurmaya ikna ettiler. Radar sistemi sistemin ilk ve en önemli adımı. Eksen Kayması tartışmalarıyla 2007’den bu yana Türkiye’yi böyle köşeye sıkıştırıp, istediklerini yaptırdılar. Füze Kalkanı’nın altyapısını böyle hazırladılar. Füze Kalkanı bizi kime karşı koruyacak. Füze Kalkanı kılıç-kalkan değil. Tony Blair’in TBMM konuşması da, “eksen kayması” tartışmaları da hep sonunda Türkiye’yi köşeye sıkıştırıp bu noktaya getirmek içindi ve geldi.
Füze Kalkanı bizi kimin saldırısına karşı koruyacak? İran mı saldıracak? Suriye mi saldıracak? Türkiye’ye “yeni Osmanlı” diyenler, aslında 100 yıl önce Osmanlı’yı yıkanlar değil mi? Füze Kalkanı ile bizi ilgimiz olmayan bir savaşın alanı haline getirdiler.
KH-Hükümet ekonomide çok başarılı olduğunu savunuyor. Dünya ekonomileri krize giderken, Türkiye’nin bundan etkilenmediği, etkilenmeyeceği savunuluyor ekonomi yönetimince. Ancak bir yandan da ağır zamlar, vergi artışları söz konusu. Son 9 yılın en yüksek enflasyon artışı gerçekleşti Ekim ayında. Gerçekten Türkiye ekonomisi için bir sıkıntı, risk yok mu dersiniz?
NK-AKP’nin en temel ekonomik anlayışını en başta bir ekonomist, iktisatçı olarak değerlendirdiğimde bu hükümetin uyguladığı ekonomik politika 2000 yılından beri uygulamaya konulan DERVİŞ-FİSCHER modeli.
Bu modelde ve hükümetin uyguladığı ekonomik modelde, üretim yok, istihdam yok, öncelik Türkiye’yi küresel pazara entegre etmek. Ne var peki, işsizlik var, cari açık var, bütçe açıkları var. AKP hükümeti 2002’den, 2010’a kadar geçen iktidar döneminde, tüm Cumhuriyet tarihi boyunca gerçekleşen cari açığın 3,5 katını  tek başına yapmıştır. Cari açık bu hükümetin uluslararası sisteme verdiği bir siyasi rüşvettir. Sıcak para yüksek faizle gelmekte, cari açığın finansmanı yoluyla Türkiye’nin kaynakları yurt dışına transfer edilmektedir. Rahmetli Özal da aynı şeyi yaptı.
Üç açık bir ekonominin krize girdiğinin göstergesidir; Bütçe açığı, dış ticaret açığı, cari açık!
Bir ekonomik krizin çıkması kaçınılmazdır. Bu kadar borçlu ve böylesine yüksek cari açığa sahip bir ekonominin krize girmesi kaçınılmazdır. Devlet borçlu, belediyeler borçlu, özel sektör borçları olağanüstü düzeyde, en sonunda vatandaşta borçlu, borca batmış durumda.
Türkiye’de bugün bir ekonomik krizin çıkması erteleniyorsa, uluslararası sistemin bu bölgede Türkiye’ye ihtiyacı olduğu, Türkiye’ye istediklerini yaptırdığı içindir. Ülkenin kaynaklarını dışarıya transfer ediyorlar. Sağlık Bakanı diyor ki gerekirse yurt dışından doktor, sağlık personeli hemşire getiririz. Yurt dışında hastaneler, tedavi daha ucuz gerekirse vatandaşı tedavi için yurt dışındaki hastanelere göndeririz. Yani her şeyinizi dışarıya bağlamışsınız. İhracat artıyor ama, ithalat ihracatın iki-üç katı artıyor. Türkiye ara malı, tüketim maddesi ithal ediyor. Tıpkı cari açık gibi, dış ticaret açığında da makas gittikçe açılıyor. Bu fakir, bir iktisatçı olarak diyor ki işte bu tablo işte krizi davet ediyor.
Bunun içinde hükümet ne yapıyor, zaten borca batmış vatandaşın cebindeki son kuruşunu da vergiyle, zamla alıyor. Dolayısıyla yoksullaşma, kriz kaçınılmaz.
KH-Sayın Kurtulmuş, sözlerinizin başında medyanın büyük ölçüde siyasi iktidarın denetimine geçtiğini söylediniz. Giderek medyada tasfiyeler, medya sermayesinin el değiştirmesi, toplu işten çıkartmalar sıradan hale geldi. HAS Parti olarak siz medyanın durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
NK-Demokrasi sadece siyasi partilerin varlığı, parlamento, seçim değildir. Demokrasi halkın dört yıldan, dört yıla sandığa gidip bir figüran gibi oy vermesi de değildir. Demokrasiyi böyle algılanmaktan çıkartmalıyız. Bir medya kuruluşu hükümete destek de verebilir, muhalefette edebilir, eleştirebilir de.
Türkiye’de maalesef artık “tek sesliliğe” gidiliyor. 12 Haziran seçimlerinden önce medyanın yüzde 80’i AKP’li idi. Seçimlerden sonra şimdi artık medyanın yüzde 95’i AKP’li oldu. Demokrasi böyle işlemez. Böyle bir tek sesli ve iktidar denetiminde, siyasi baskı altındaki bir medya aslında hükümetin de aleyhine. Eleştiri olmazsa bir süre sonra hükümet denetimden uzaklaşır, kendi kontrolünü de kaybeder.
Medya, üniversiteler, fikirlerin, düşüncelerin, görüşlerin özgürce tartışıldığı konuşulduğu mecralardır. Buralarda baskı, siyasi baskı, tek seslilik kimsenin, iktidarın da hayrına değildir. Tek sesli medya, sindirilmiş üniversite olmaz. Demokrasilerde böyle bir şey olamaz.
Geçmişte medya patronları siyaset üzerinde etkili oluyorlardı. Hükümet kurup, hükümet yıkıyorlardı. Medya patronları ülkenin Başbakanının karşısına pijama ile çıkmakta sakınca görmüyorlardı. Gençliğimde Ecevit Hükümeti için TÜSİAD’ın gazetelere verdiği ilanları, patronların, sermayedarların Ecevit hükümetini nasıl yıktıklarını hatırlıyorum. 28 Şubat’ta yine medya patronları askerle işbirliği yapıp Refahyol hükümetini yıktılar. Aynı şekilde rahmetli Ecevit’in başında olduğu koalisyon hükümetini de medya patronları yıkmadı mı?
Rahmetle Necmeddin Erbakan bu konuda Başbakanlığı döneminde de, siyaset hayatı boyunca da hiçbir zaman medya üzerinde baskı kurma düşüncesinde olmadı. Medya özgürlüğüne son derece saygılıydı.
Yani medya siyasi iktidara baskı yapmaya kalkışmamalı, siyasi iktidarlarda medyayı baskı almaya çalışmamalı. Demokrasi, gerçek demokrasi de bu böyledir.

Ben yine de karamsar değilim. Türkiye’nin dinamikleri buna izin vermeyecek. Anayasa değişikliği çalışmalarını, bu konudaki hazırlıkları  bu dinamiklerin hayata geçmesi açısından önemli bir gelişme, önemli ve büyük bir adım olacak. Anayasa’da birkaç maddelik değil tümden, baştan aşağı bir değişiklik yapılması gerektiği düşüncesindeyiz. Bu süreç başladığında bu konudaki yeni Anayasa fikrimizi, tekliflerimizi de herkesle paylaşacağız. Çok ciddi hazırlıklarımız var.

KH-HAS Parti Genel Başkanı olarak çalışmalarınızda başarılar diliyor, KORHABER’in sorularını yanıtladığınız için teşekkür ediyoruz.
NK-Ben de sizlere teşekkür ediyorum, KORHABER’E internet medyasındaki kalıcı, ilkeli, dürüst gazetecilik çerçevesinde yürüttüğü yayın çalışmalarında başarılar diliyorum.
Bu haber 13932 defa okunmuştur.
Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...    
  Toplam yorum 0   Onay bekleyen 0  


Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

  Bu kategorideki diğer haberler


TÜRMOB`da 73 oda Nail SANLI dedi

Vergi Denetimi Hükümetin Baskı Aracı Oldu

Tanyeri ağardı, o TANYERİ ağarmayacak
»  Düş Sokağında düşleyip düşlemedikleriniz
»  Yiyorum Büyüyorum Zümrüt Anne ile...
»  Ali Kantur:Teknoloji tümüyle bizim,yakında dünyaya akıl satacağız!
»  Yıldırım Aktürk`ten Korhaber`e özel açıklamalar
»  AKP, bütçe açığı için SALMA VERGİ uyguluyor
»  Cindoruk:İktidarın Medyaya yaptığı bir Siyasi Cinayettir.
»  TRT Şeş`e karşılık, ROJ TV kapanacak!
»  Hedefimiz 2012`de 1 milyar dolarlık ihracat ve kapasitemizi katlamak!
»  Türkiye ILO`da kara listeye girebilir
 

 
 
Erdoğan ‘erken seçime hayır’ derse, Bahçeli ittifakı bozar mı?
 
Zülfikar DOĞAN
 
 
Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, Bülent Ecevit'e minnettar
 
Duransel DOĞAN
 
 
Eşsiz Önder ATATÜRK!..
 
Talat SARAL
 
 
Epifiz Bezini En Çok Aktive Eden Madde Olan Manna
 
Yaşar ÖZKAN
       
  5,4619   6,1927  
       
  92,839   212,4597  
  Ankara
Çarşamba Perşembe Cuma
5 / 15 °C 2 / 16 °C 1 / 15 °C
CHP’de değişim ve kurultay tartışmalarıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?
Gerek yok, Kemal Kılıçdaroğlu devam etmeli. Parti tüm enerjisini Yerel Seçimler için kullanmalı
Muharrem İnce CHP’nin başına geçmeli
Yerel Seçim öncesi Kılıçdaroğlu ve İnce uzlaşarak güçlerini birleştirmeli
Kurultay ve Değişim zorunlu, Kemal Kılıçdaroğlu aday olmamalı
Hiç ilgilenmiyorum
 Sonuçları göster     Tüm anketler   
20/10/2018 17/10/2018
08-25-29-31-41-47 06-18-19-26-27-05
18/10/2018 22/10/2018
04-16-25-28-36-39 01, 09, 14, 15, 20, 22, 25, 27, 30, 31, 34, 38, 40, 43, 46, 52, 54, 58, 66, 67, 73, 74
Koç 21 Mart - 20 Nisan
Bugün oldukça aktif bir yapı sergiliyorsunuz. Henüz oluşturamadığınız olayların alt yapısı üzerinde çalışmalar yapıyorsunuz. ...
 
 
         
         
  Kor Haber'de yayınlanan içerik kaynak belirtilmeden kullanılamaz.  Kaynak belirtilerek yayınlanan içerik ilgili kaynağa aittir ve kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi / kuruma aittir. Başka kaynaklardan alınan içerik ve site yazarlarına ait yazılardan dolayı Kor Haber sorumlu tutulamaz.   RSSiGoogle'a EkleFacebook'ta Korhaber