18 Kasım 2018 Pazar   |   Giriş sayfam yap   |   Favorilere ekle   |   Gazete Manşetleri   |   Künye   |   İletişim   |   Sitene haber ekle   |   RSS    Üye Ol    Şifremi Unuttum
Üye Girişi
Tanyeri ağardı, o TANYERİ ağarmayacak
Tanyeri ağardı,  o  TANYERİ ağarmayacak
 
29 Ocak 2010 Cuma - 09:27
Kategori Söyleşiler
17952 Okunma 0 Yorum
Paylaş  Facebook Google TwitThis StumbleUpon del.icio.us Reddit NewsVine Ma.gnolia Technorati Digg Mixx
 E-posta ile gönder Yazdır
Yazı Boyutu
“Artık onun gibisi kalmadı” dediler, tanıyan, tanıma mutluluğuna eren genç nesil meslektaşları.
Korhaber-Özel/
Duransel Doğan - Zülfikar Doğan
Şimdiki tababet erkanı ne doğru düzgün hastasıyla konuşuyor, ne dinliyor. Hemen bir sürü tetkik-tahlil, yanına “sos” babından birkaç tane de bilgisayarlı tomografi veya em-ar (MR) yazıp ondan sonra teşhis etmeye çalışıyor şikayetlerin sebebini.
 
Gerçekten artık onun gibisi kalmadı, o neslinin ve mesleğin son Mohikan’larından” birisi. Meslek ayrı, insanlık ayrı. Doktor olmak mühim mi? Hem de mesleğin, en ünlüsü olmak mühim mi? Mühim olan insanlık (Özdemir Erdoğan’ın Paranın ne önemi var şarkısındaki gibi) insan gibi insan olmak. İnsan gibi doktor olmak, insan gibi sporcu, futbolcu, radyolog olmak.
 
Sadece mesleğe hapsolup, hayatı, güzellikleri ıskalayanlardan olmak da bir tercih. Hem işinin en iyisi, en ehli ve hem de insanlığın en fevkinde olmak! İşte bütün mesele bu!
 
Bugünkü Ankara’da artık yerinde yeller esen, siyah-beyaz fotoğraflarda kalmış bir Ankara evi. Bahçeli, cumbalı ve devrine göre en büyük hususiyeti garajlı.  Eski Kavaklıdere şarap fabrikasının olduğu muhit. O evin yerinde de bugün Beymen’in Ankara mağazası ve müştemilatı var.

İşte o bahçeli, yeşillikli doğru düzgün yolu bile olmayan, adı Başkent olup da henüz sakinlerine bir köy yaşantısından öte bir şey sunamayan eski Ankara’nın bu semtinde yani Kavaklıdere’sinde 14 Haziran 1931 günü Ahmet Sanavber heyecanlı bir bekleyiş içindedir. Aşkla bağlandığı eşi Remziye Hanım sancılar içinde bir yeni hayatın dünyaya geliş sıkıntılarını yaşamaktadır. Sıhhatle ve sevinçle alırlar ellerine doğan bu bebeği, bellidir daha o andan ve o günden bu tatlı erkek çocuğunun geleceği. Kulağına üç defa üflerler ismini; Vacit…Vacit…Vacit…
 
“O evimizde çok mutluyduk. Kızkardeşim Seyhan ve ben. Tabii annemiz ve babamızla. Bahçesinde yemyeşil ağaçlar. Ağaçlarda salıncaklar. Kavaklıdere denmesinin sebebi de buydu zaten buralara. Kavaklar, kavaklar, kavaklar ve dere…Bahçemizde bir de kuyumuz vardı, annemin kovalarla su çektiği, evimizi ve hepimizi temizlediği. Garajda arabamız. O yıllarda arabası olanlar parmakla gösterilirken Ankara’da. Ama ne gam! Her kış motor donar, annem yaktığı maltızı arabanın motorunun altına koyar ve sonrasında zoraki çalışan motordan homurtular, homurtular…Galatasaray Lisesi mezunu babam, kemandan, piyanoya her saza hakim. Paris’te bir fotografçıda kemanıyla verdiği pozunu saklar dururum yıllardır karşımda. Kavaklıdere şarap fabrikasının bitişiğindeki evden her sabah kızkardeşimle güle oynaya, derelerden atlaya zıplaya çamurda, karda, yağmurda ve nihayet yemyeşil baharda gittiğim ilkokulum. Çankaya İlkokulu. Okulumu ve öğretmenlerimi, bir de müdür beyimi çok sevdim. Hala unutmam, aklıma geldikçe kederlenirim. Yıllar sonra bir doktor, radyolog olarak Müdürüm, hocam Rasim Akın’ın acı hastalığının teşhisini ben koydum, haberini ben verdim.  Hayatı hep çok ama çok sevdim, ama o gün yani Rasim Hocam’a teşhisi koyduğum gün bir nebze de olsa kahrettim”

İşte böyle başladı Vacit Tanyeri ilk karşılaştığımızda merakımızı mucip olan hayat hikayesini anlatmaya. Kavaklıdere’de Kozlar İşhanında. Zaten daha girer girmez salona birbirinden güzel sanat dolu, emek kokan fotoğraflar duvarlarda. Bir profesyonel fotografçının objektifinden çıkmışçasına. Fakat o da ne? Hepsinin, ama hepsinin müellifi Vacit Tanyeri.  Onun için yukarıda, girizgahta boşuna demedik “insan kendisini sadece kendi ruhuna ve mesleğinin kalıplarına, kurallarına hapsetmemeli” diye. Bir radyolog, aynı zamanda çok iyi bir fotoğraf sanatçısı da olabilir değil mi? İşte örneği vacit Tanyeri!
 
“Bunlar Boston Science Museum’da Kelebekler bölümünde çektiğim fotograflar. Birbirinden güzel, çarpıcı renkler ve kelebekler. Kelebeğin ömrü 14 saat derlerse de bunlar çeşit, çeşit..tür tür…daha uzun yaşayanları da var. Daha kısa yaşayanı da. Zaten insanlara da alışmışlar, fazla korkup kaçanı yok içlerinde.”

Bir röntgen çeker gibi değil, gerçekten geride somut ve kalıcı bir kelebek resmi bırakmak için çalışmış gözleri, elleri ve objektifler. Tıpkı okul yıllarında merak sardığı ama top olmadığı için kömür toplarıyla, parçalarıyla oynadığı futbol gibi.
 
“Doktor olmak hiç aklımda yoktu. Aklımda olan, kalbime dolan, geceleri rüyamda ayaklarıma dolanan hep toptu. Futbol ve top. Sanki tüm hayalim ve hayatım. İlkokuldan sonra TED’e başladığımda okulun kömürlüğünden aldığım kömür parçalarıyla hep top oynadım. Okulun bahçesinde taşlıkta kömür peşinden koştuk durduk yıllarca. Ha bu arada TED’den 60’ıncı mezuniyeti nedeniyle bir de onur plaketi verdiler geçen yıl. TED bitti ama futbol isteğim, hevesim, özlemim bitmedi. Tabii o devirde ÖSS falan yok. Sınavsız, sorgusuz gittik tıbbiyeye kaydımızı yaptırdık. Bu arada da 2. Kümede Işıkspor’da resmi futbol yaşantımıza başladık. Gazetelerde fotograflarım. Vacit, Vacit diye tezahürat yapan taraftarlarım. Ardından ilk transferim. O zamanlar Hacettepe büyük takım, Taraftarı, adı, oyuncuları, hocalarıyla…Bir de oyuncularının yüksek eğitim tablosuyla adeta bir üniversite, kolej karması Hacettepe. Orada epeyice oynadım. Tıbbiye 3. Sınıfta iken bir gün gelen haberle dona kaldım. Yine hayata kahrettiğim günlerden birisiydi ve BABASIZ kaldım! Hacettepe Kulübü Başkanı Mustafa Deliveli’nin omuzlarında ağladım. Onun gösterdiği babalıkla bu acıya daha kolay dayandım.”
 
O yıllarda Ankara’da artık yavaş yavaş bir kent bir başkent kisvesine bürünmeye başlamıştır artık. Atatürk Bulvarı yemyeşil, sıra sıra ağaçlar geniş kaldırımlar, bulvarlar ve Paris’tekini andırır bulvar kafeler. Gençler için güzellikler sunmaktadır. Hayat devam etmekte ve hak ettiğince yaşanmaktadır. Vacit Tanyeri için de öyledir.Bir yandan  Tıbbiye, diğer yandan futbol hayatın tadını arttırırken, bu arada nisan-mayıs ayları gönül yaylarını da terennüm ettirmekte, kalpler göğüs kafesinde daha bir heyecanla çarpmaktadır.
 
“ Ankara’nın o en güzel yıllarında Atatürk bulvarında akşam üstü arkadaşlarla turları…Şehrin en gözde ve güzide mekanı Ankara Palas’ta  Tanju Okan’lı günler. Henüz o yıllarda belki Kadınım’ı ya da Benim en iyi dostum, içkim sigaram’ı söylemiyordu ama ünlenmiş yabancı şarkıları ve bir de yeni yeni ortaya çıkan Türkçe aranjmanları romantik tarzda söylüyordu.  Bir de müdavimi olduğumuz sevgili Yaşar Güvenir in kulübü vardı.  İlham Gencer ve orkestrası  Ordu Evi roofunda. Gar Gazinosun’da müzik, şovlar, dalga dalga klasik müzik söyleyen ustalar, üstadlar. Tabi yine o devrin vazgeçilmezi, neredeyse hepimizin ikinci adresi Yenişehir’de bir öğle vakti…Piknik restoran. Ama tabii bu güzelliklerin hepsi kalbinizi dolduran bir güzelle yaşanırsa güzel. Hem de daha güzel. İşte ben de o güzeli yani sınıf arkadaşım, sonra da eşim Güner’i buldum, dest-i izdivacına talip oldum. 1956’da evlenip Amerika yoluna koyuldum. Düşünsenize, 4 motorlu pervaneli bir uçakla 16 saatte okyanusu aşma çilesini aşktan başka hangi güç cazip ve keyifli kılabilir? Bugün bile hala fırsat buldukça en uzun, en heyecanlı seyahatlere çıkarız birlikte. Dünya turları, gemi turları hayatımın kadını Güner ile birlikte. Ben radyolog, o anestezi uzmanıydı. Ama dönünce Türkiye’ye burada olmadı, sonra üniversiteyi ve hastaneleri bıraktı. Bence iyi de yaptı.  İlk kızımız Amerika’da doğdu ama ne çare! Telefon etme imkanının bulunmadığı bir ortamda, kızımızın doğumunu mektupla haber verdik. Mektup 2 ay sonra bizimkilere ulaştı. Bir de kızımızın fotoğrafını gönderdik ama onun bizim kız olduğunu da anlamamışlar, Amerika’dan bir bebek kartpostalı sanmışlar! TV. İle ilk tanışmamız Amerika’da oldu. Nat  King Cole şovla da öyle.  Tabii bu arada mesleği, eğitimi ihmal etmedik. Santa Monica da başlayıp Wichita Kansasta biten internlik ve bir yıllık psikiyatri ihtisasından sonra radyolog olarak tamamlanan yıllar… “
 
İstese belki de Amerika’da yaşamaya devam edip geleceğini, çocuklarının geleceğini de bu ülkede kurabilirdi Vacit Tanyeri. Ama hisseder ki, Türkiye’dir O’nun yeri. Memleketin, doktora, radyolog’a hizmet edecek insana ihtiyacı var. Tabii bir de yürekte “vatan hizmeti” yani her Türk gencinin heyecanla beklediği askerlik nöbeti var.  Kendi devresinde tek “radyolog” Vacit tanyeri. Zaten tam teşekküllü, röntgen servisi olan fazlaca hastanede yok. Söylenen kendisine “Senin kuraya da ihtiyacın yok, istersen Ankara, istersen İstanbul GATA, hangisinde askerliğini röntgen mütehassısı olarak yapmak istersen” dir.
 
“Tabii Amerika’dan geldik. Dönüşte askerlik. Devrede tek röntgen mütehassısı  olduğum için kura çekimim yok. Cobalt tedavisinin de Türkiye’de ilk defa uygulanacağı günler. Ankara mı İstanbul mu diye tercihi bana bırakıpta, sürpriiiz!  300 yataklı Sarıkamış askeri Hastanesine tayin edildim.   Eşimi ve çocuğumu Ankara’da bıraktım. Tabii o zaman askerlik, asteğmenlik, yedeksubaylık bugünkü gibi değil. 16 Aydan başlıyor üniversite tahsilliler için, diğerlerinde 2 yıl ve üstüne kadar çıkıyor. Ürkeklikle başlayan ancak ABD. deki yoğun tempodan sonra oradaki Doktor ve hava grubundaki arkadaşlarla geçen inanılmaz 16 ay. Sarıkamış hala zaman zaman hayallerimi süsler. Gözümün önüne getiririm o güzelliği, o güzel insanları, anları, yaşananları.  Güzel yurdumun, güzel insanları. Verimkar, cüretkar, bonkör ve sevgisi taşan, en kıt imkanlarla en büyük zorlukları aşan, en küçük başarıda coşan güzel insanlarım benim. Onları çok severim.”
 
Askerlikten sonra tekrar Ankara’ya döndüğünde artık hayat yolunun nihai olarak çizilmesi, yönünün belirlenmesi zamanı da gelmiştir. Vacit Tanyeri önce Tıp Fakültesi Radyobiyoji  Enstitüsünde  kısa süreli bir Radyoterapi tecrübesine girişir. Bu arada muayenehanesini de açmıştır. Ancak sonrasında bakar ki, hem üniversite, hem muayenehane birlikte yürümüyor. 1965’te kararını verir  muayenehane ile devam etmeye. İşte o gün bugündür o muayenehane yaşamaya devam etmektedir.  Tam 45 yıl dile kolay.  Kızlarından Şebnem Demirhanoğlu, Ankara’da diş hekimliği yaparken, diğer kızı Ayşen Tanyeri Abur  Boston North Eastern Üniversitesi’nde Economist.
 O muayenehane ve Vacit Tanyeri’nin bitmez enerjisi, insan sevgisi, futbol sevgisi, sanat sevgisi kesintisiz devam ediyor.  Yaşıtlarının çoğu hayattan elini eteğini çekerken, bilgisayarın tuşuna basmaya ürkerken, o sabah erkenden işine geliyor, asistanı Ayşegül Hanımla birlikte hastalarına şifa dağıtmaya devam ediyor.  İnternetten alanındaki en son gelişmeleri takip ediyor, indiriyor, okuyor, araştırıyor. Sonra da alıyor yanına biriciği, sevgilisi, sevdiği, eşi Güner Hanım’ı yeni bir dünya turu ya da özel bir tur planlıyor. Atlıyorlar bir Kruvazier’e kah okyanus, kah İspanya, kah Norveç fiyortları, Amsterdam, Güney Afrika, Hindistan….
 
Hayata geldik niçin? Tabii ki yaşamak için. Yaşamak için gerekse çalışmak, tabii Eyvallah! Ama varsa hala bu hayatta alacak nefesimiz mevcutla yetinmeyi öğrenecek nefsimiz.  Tamahkar olmak ise kurtulmamız gereken aczimiz. Ne gerek, ne hacet, çıktıysa bugünkü rızkımız, bu dünyada sultanız, padişahız, kıralız. İşleyen demir ışıldar, yani çalışana her daim rızk var ancak bu hayatta paradan da mühim bir şey var. Para, mülk ne için bu hayat için. Kazandığını harcamıyorsan, yaşamıyorsan eğer, varlığın etmez hiçbir değer. İşte Vacit Tanyeri nam gibiler, bu dünyaya gelir, hayat verirler. Bu anlamayan, bilmeyenlere haydi uğurlar ola, hayatta boş boş seyirler.
Pek çok kişi artık tıpta teknoloji diye ahkam keserken, o hem teknolojiyi hem de radyolojiyi kullanıp harikalar yaratmaya devam ediyor.
 
Bir insanın yüreğini daha ilk anda hissedersiniz. Yürek size ses verir. Tıpkı, gönülden gönüle bir yol olduğu gibi. Mühim olan o yolu bilmek, bulmak. Vacit Tanyeri’nin hem gönül gözü, hem gönül yolları sonsuza kadar açık. Çünkü hem kendisiyle, hem de hayatla barışık.
 
“Babamı çok severdim, genç yaşta kaybettim, kahrettim. Arşivlere çok meraklıyımdır. Bir gün babamın pul koleksiyonunu buldum. Çok eskilerden, Osmanlı devrinden, Paris’ten bile pullar. Bir  gösterdim, asıl eksperleri İstanbul’da falancadır diye öğrendim.  Onu aradım, o da bana Ankara’da bir doktor var, önce bir ona gösterin dedi. Aradım, randevu aldım, meslektaşımın yanına vardım. Pulları göstermeyi beklerken ‘bir dakika’ dedi, içeri gitti. Elinde getirdiği sararmış yaprakları, dağılmaya yüz tutmuş sayfaları olan bir gazeteydi. ‘Siz’ dedi, ‘Hacettepe’li Vacit, yani Vacit Tanyeri işte size isminiz, bu da futbol oynarken gazetede çıkan resminiz’ çok duygulandım. Gazetedeki resmime, yıllar önceki halime, takımdaki yerime uzun uzun bakakaldım.”
 
En büyük eserimiz kendimiziz. İstersek şayet her şeye yeter gücümüz kudretimiz. Hayatı mahvetmekte, kahretmekte insan olmaktan gelen kudretimiz. Ama hayatı, insanları, güzellikleri sevmek, üleşmek, nakletmek, hasretmek, insan olarak en büyük vazifemiz, varlık sebebimiz, insan olmaktan gelen hasletimiz. İşte onun içindir ki, Vacit Tanyeri’nin sûretinde, böyle güzel bir insanı sizlere anlatmak, tanıtmaktır gayemiz. Biz şanslıyız, onu tanıdık, sevdik, ruhunu, gönlünü tanıma muradına erdik. Keşke herkes tanısa isterdik. Onun içindir ki, bu satırlara emek verdik. Bir de onun objektifinden, sizlere dünyanın harikalarından, kelebekler diyarından bir görsel şölen derledik. 
 
*Dokunun, dinleyin, izleyin...(VIDEO)
 
Bu haber 17952 defa okunmuştur.
Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...    
  Toplam yorum 0   Onay bekleyen 0  


Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

  Bu kategorideki diğer haberler


Düş Sokağında düşleyip düşlemedikleriniz

Yiyorum Büyüyorum Zümrüt Anne ile...

Ali Kantur:Teknoloji tümüyle bizim,yakında dünyaya akıl satacağız!
»  Yıldırım Aktürk`ten Korhaber`e özel açıklamalar
»  AKP, bütçe açığı için SALMA VERGİ uyguluyor
»  Cindoruk:İktidarın Medyaya yaptığı bir Siyasi Cinayettir.
»  TRT Şeş`e karşılık, ROJ TV kapanacak!
»  Hedefimiz 2012`de 1 milyar dolarlık ihracat ve kapasitemizi katlamak!
»  Türkiye ILO`da kara listeye girebilir
 

 
 
Erdoğan ‘erken seçime hayır’ derse, Bahçeli ittifakı bozar mı?
 
Zülfikar DOĞAN
 
 
Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, Bülent Ecevit'e minnettar
 
Duransel DOĞAN
 
 
Eşsiz Önder ATATÜRK!..
 
Talat SARAL
 
 
Epifiz Bezini En Çok Aktive Eden Madde Olan Manna
 
Yaşar ÖZKAN
       
  5,4619   6,1927  
       
  92,839   212,4597  
  Ankara
Pazar Pazartesi Salı
5 / 15 °C 2 / 16 °C 1 / 15 °C
CHP’de değişim ve kurultay tartışmalarıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?
Gerek yok, Kemal Kılıçdaroğlu devam etmeli. Parti tüm enerjisini Yerel Seçimler için kullanmalı
Muharrem İnce CHP’nin başına geçmeli
Yerel Seçim öncesi Kılıçdaroğlu ve İnce uzlaşarak güçlerini birleştirmeli
Kurultay ve Değişim zorunlu, Kemal Kılıçdaroğlu aday olmamalı
Hiç ilgilenmiyorum
 Sonuçları göster     Tüm anketler   
20/10/2018 17/10/2018
08-25-29-31-41-47 06-18-19-26-27-05
18/10/2018 22/10/2018
04-16-25-28-36-39 01, 09, 14, 15, 20, 22, 25, 27, 30, 31, 34, 38, 40, 43, 46, 52, 54, 58, 66, 67, 73, 74
Koç 21 Mart - 20 Nisan
Bugün oldukça aktif bir yapı sergiliyorsunuz. Henüz oluşturamadığınız olayların alt yapısı üzerinde çalışmalar yapıyorsunuz. ...
 
 
         
         
  Kor Haber'de yayınlanan içerik kaynak belirtilmeden kullanılamaz.  Kaynak belirtilerek yayınlanan içerik ilgili kaynağa aittir ve kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi / kuruma aittir. Başka kaynaklardan alınan içerik ve site yazarlarına ait yazılardan dolayı Kor Haber sorumlu tutulamaz.   RSSiGoogle'a EkleFacebook'ta Korhaber