14 Kasım 2018 Çarşamba   |   Giriş sayfam yap   |   Favorilere ekle   |   Gazete Manşetleri   |   Künye   |   İletişim   |   Sitene haber ekle   |   RSS    Üye Ol    Şifremi Unuttum
Üye Girişi
Vergi Denetimi Hükümetin Baskı Aracı Oldu
Vergi Denetimi Hükümetin Baskı Aracı Oldu
 
31 Ağustos 2010 Salı - 10:12
Kategori Söyleşiler
15200 Okunma 0 Yorum
Paylaş  Facebook Google TwitThis StumbleUpon del.icio.us Reddit NewsVine Ma.gnolia Technorati Digg Mixx
 E-posta ile gönder Yazdır
Yazı Boyutu
Ankara SMMM Odası Başkanı Mehmet Koç Korhaber’e çarpıcı açıklamalarda bulundu.
KORHABER ÖZEL/ 
Duransel DOĞAN-Zülfikar DOĞAN
 
Ankara Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası (ASMMMO) Başkanı Mehmet KOÇ; “Hükümet vergi denetimini siyasallaştırdı, baskı aracı olarak kullanıyor!”
  • Baştan beri Gelir İdaresi’nin özerkliğini savunuyoruz, son gelişmeler haklılığımızı ortaya çıkarttı.
  • Vergi affına mükellefler arasında adaletsizliğe yol açtığı için karşıyız. Ancak AKP’nin vergi toplama yöntemi ve mantığına da karşı durmak gerek.
  • ENRON olayından sonra Bağımsız Mali Denetim Kuruluşlarının konumu gündeme geldi. Muhasebe ve Mali Müşavirlikte artık vergicilikten çok denetim ön plana çıkacak. Kamu Gözetim Kurulları’nın da kesinlikle özerk statüde olması gerek.
  • Türk Ticaret Kanunu’nun bir an evvel yasalaşması gerek. Artık Türkiye’de muhasebe ve denetim standartları, raporlama ve bilanço standartları uluslar arası küresel düzeye ulaşmış durumda, bunun yasal çerçeveye de oturtulması için TTK’nun yürürlüğe girmesi gerek.
  • Mali Denetim, Bağımsız Mali Denetim alanında maalesef yabancı bağımsız denetim kuruluşları piyasanın yüzde 80’ini, ekonomik ve parasal anlamda da yüzde 95’ini ele geçirmiş durumdalar. Tekelleşme mevcut.
  • 2008’de yapılan değişiklikle TÜRMOB ve odalar için getirilen nisbi temsil uygulaması, meslek örgütü olarak bizleri etkisizleştirmeye, icra organlarını iş yapamaz hale getirmeye dönük. Anayasa Mahkemesi’nin kararını bekliyoruz.
  • Bu haliyle Anayasa Değişikliği paketine EVET demek, ufak-tefek düzeltmelerle 12 Eylül Anayasası’na EVET demekten farksız. Dolayısıyla 12 Eylül 1980 Anayasasını bir kez daha onaylamak anlamına gelir.
  • Sayın Masum Türker’in hem DSP ve hem de TÜRMOB Genel Başkanlığını yürütmesi mesleki anlamda etik değil. Bunu açıkça dile getirdik. Gereğini yapması gereken kendisi. Sanırım artık 23-24 Ekim’deki TÜRMOB Genel Kurulunda aday olmayacak.
Ankara Serbest Muhasebeci  Mali Müşavirler Odası (ASMMMO ) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet KOÇ, muhasebe ve mali denetim mesleğinde son küresel kriz ve ENRON SKANDALI ile başlayan finansal gelişmeler ardından “Denetim” boyutunun daha öne çıktığını ve önem kazandığını belirterek meslek mensuplarının bu yönde etkinliğinin artacağını söyledi.
 
KORHABER’in gündemdeki ekonomik, mesleki, siyasal  konulara ilişki sorularını yanıtlayan Mehmet KOÇ, vergi affına karşı olduklarını, ancak AKP hükümetinin vergi toplama mantığı ve yöntemini de doğru bulmadıklarını kaydetti. KOÇ, hükümetin vergi denetimini “siyasallaştırdığını” kendisine karşı olan gruplar, medya, sivil toplum örgütleri üzerinde “baskı ve sindirme” aracı olarak, bir tehdit unsuru şeklinde kullandığını savundu.
 
ASMMMO  Başkanı Mehmet KOÇ’un KORHABER yazarları Duransel DOĞAN ve  Zülfikar DOĞAN’ın sorularına verdiği yanıtlar şöyle;
 
KORHABER (KH)-Ekonominin  en önemli unsuru vergi, kamunun en büyük kaynağı vergi gelirleri, dolayısıyla da bu alandaki en önemli aktörler, serbest muhasebeciler, mali müşavirler, yeminli mali müşavirler ve Bağımsız Denetim Kuruluşları. Bu tespiti yapınca, ortaya öncelikle bu ekonomik aktörlerin çalışma ve varoluş sorunları çıkıyor. Meslek mensuplarınızın öncelikli sorunları ile buna dönük önerileriniz, beklentileriniz neler?

Mehmet KOÇ (MK)- Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Müşavirler Odaları Birliği  (TÜRMOB) aslında sivil toplum ve mesleki örgütlenmeler açısından “genç” ya da “yeni” sayılabilecek bir yapılanma. 20 yıllık bir geçmişimiz var. TMMOB, TOBB, Tabipler Birliği, Eczacılar Birliği vb. kurumlarla kıyaslandığında oldukça yeniyiz. Ancak meslek grubu olarak, ülke çağında örgütlenme olarak etkin konumdayız.
 
Örneğin Ankara Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası (ASMMMO ) olarak 10 bin 100 dolayında meslek mensubunu, çatımız altında bulunduruyoruz. Dolayısıyla da binlerce kişinin yer aldığı bir yapılanmada sorunların çözümü önemli. TÜRMOB çatısı altında da en etkin, en öne çıkan odalar ASMMMO  ile birlikte İstanbul, Bursa, İzmir odalarımız. Ülke genelinde 82 bin meslek mensubumuz var. Bunların 4500 dolayında olanı yeminli mali müşavir, 78 bin dolayında olanı serbest muhasebeci. 1989’da yasamız çıktı, 1990’dan itibaren odalar kurulmaya örgütlenmeye başladık. 
 
Tabi bugüne kadar muhasebecilik, mali müşavirlik öncelikle “vergicilik” olarak algılandığı için, meslek mensupları arasında bu yönde bir ağırlık oluşmuş durumda. Sonrasında ise Yeminli Mali Müşavirlikle birlikte mesleğin denetim boyutu gündeme geldi. Bir anlamda denetimin özelleştirilmesi, vergi iade raporlarının düzenlenmesi yetkisi meslek mensuplarımıza verilmiş oldu.
 
Öte yandan ENRON skandalı, sonrasında ortaya çıkan kriz, yatırımcıların, hissedarların ortaya çıkan mağduriyeti, Bağımsız Mali Denetimin de denetimin, önemini ortaya çıkarttı. Sermaye Piyasaları açısından Bağımsızı Mali Denetimin önemi, bilançoların denetimi, şeffaflığı, yatırımcıların risk analizi çok önemli. Bu çerçevede ENRON krizi sonrasında ABD’de Kamu Gözetim Kurulu oluşturuldu. Bu yapılanma giderek diğer ülkelerde de yaygınlaştı. Türkiye’de de bu yapılanmaya gidildi. Uluslar arası-Küresel Muhasebe standartlarının oluşturulması, geliştirilmesi, küresel sermayenin yaygınlaşmasıyla gündeme geldi ve uygulanmaya başlandı.
 
Biz de 2000’deki bankacılık krizi sırasında, odamız üyesi olan Mali Denetim Kuruluşu’nun Adabank ve İmar Bankası’nın denetiminde usulsüzlükler yaptığını, bilançolarla oynandığını tespit ettik. Odadan ve meslekten ihraç edilmeleri için TÜRMOB merkezimize bilgi vererek disiplin kuruluna sevk ettik. Sermaye Piyasası Kurulu’na (SPK), BBDK’ya, Maliye Bakanlığı’na da durumu bildirdik. Yani Bağımsızı Mali Denetim ve denetim kuruluşlarının da denetimi ENRON skandalıyla birlikte ciddi bir tartışmayı başlattı, yeni yapılanmalara, yeni muhasebe ve denetim ilkelerinin, kurumlarının gerekliliğini ortaya çıkarttı.
 
Şunu söyleyebilirim ki, artık vergicilikten çok, denetim muhasebecilik-mali müşavirlik mesleğinin hedefi olacak. Sermaye şirketlerinin denetimi, finansal tabloların gerçeği yansıtması, bunlar çok önemli. O nedenle de denetim ve kamusal gözetim çok önemli. Risk yönetimi mekanizmalarının oluşturulması, yatırımcıların korunması önemli. Tabii bu giderek serbest muhasebeciliğin tasfiyesi sürecini beraberinde getirecek. Gidiş o yönde.
 
KH-Serbest Muhasebeciliği “tasfiye” sürecinde olduğunu, vergicilikten çok, denetimin öne çıkacağını söylediniz. Bağımsızı Denetim Kuruluşları’nın da denetimi açısından Kamu Gözetim Kurulları devreye girecek. Ancak bu alanda, meslek mensuplarınızın, özellikle de yabancı Bağımsız Mali Denetim Kuruluşları karşısında durumu ne olacak?
 
MK-Dünyada 4 büyükler olarak da anılan Bağımsız Mali Denetim Kuruluşları ülkemize de geldiler. Küresel sermaye ülkenize geliyorsa, onlar da beraberinde geliyor. Yabancı sermaye, burada bir yatırıma, ortaklığa giriyorsa beraberinde yabancı Bağımsız Mali Denetim kuruluşları geliyor ve bu bir koşul oluyor. Örneğin, OYAK grubunun Bağımsız Mali Demetimi bir yerli Mali denetim kuruluşundaydı. Ancak, sanırız yabancı yatırımcı, sermaye sahibi, ortak, kendisinin Bağımsız Mali Denetim Kuruluşu’nun burada da çalışmasını istedi. Dolayısıyla yerli denetim kuruluşu devre dışı bırakıldı. Sayın Coşkun Ulusoy’un kararıyla böyle oldu. Türkiye’de çok sayıda yerli Bağımsız Mali Denetim Kuruluşu kuruldu ancak sonrasında belirttiğim nedenlerden ötürü kapandı, ya da küçülmek zorunda kaldı.
 
Şu anda piyasanın yüzde 80’i yabancı Bağımsız Mali denetim Kuruluşlarının elinde, ekonomik ve parasal anlamda ise yabancıların payı piyasanın yüzde 95’i. Bir anlamda tekelleşme durumu söz konusu.
 
KH-Peki bu durumda sizin oda mensuplarınızın, meslek mensuplarınızın konumu, durumu ne olacak?
 
MK-Aslına bakarsanız, durum pek de parlak değil. Hem mesleğe giriş çok zor ve meşakkatli, hem de mesleğe yoğun bir giriş var. Bakın, ekonomik krizde en ağır darbeyi yiyen, bizim meslek mensuplarımız oldu. Mükelleflerin çoğu battı, iflas etti, muhasebecilik, müşavirlik ücretlerimizi alamadık. Mesela sadece benim yıllardır mükellefim olan 6 dolayında şirket battı, iflas etti. Milyonlarca liraları gitti. Bu arada benim de 100 bin liraya yakın hizmet alacağım gitti. Tabii, şöyle bir şey oluyor. Yıllardır hizmet verdiğiniz bir işletme, mükellefiniz, batıyor. Adamın milyonları batıyor. Her şeyi gidiyor. Siz de 6-7 milyonu batan bir insana gidip, benim şu 20-30 bin lira hizmet ücretimi öde diyemiyorsunuz.    Hem maddi, hem de manevi olarak aranızda yılların oluşturduğu bağ, insani ilişki, hizmet ilişkisi nedeniyle diyemiyorsunuz.
 
O nedenle de meslek mensuplarımız krizde çok mağdur oldu. Çoğu işyerini kapattı, evinin bir odasını ofis olarak kullanmaya başladı. Hizmet ücretini tahsil edemeyince böyle oldu. Bir de kriz anlarında en kolay vazgeçilen şey muhasebeci, mali müşavir. Yani kaliteli hizmetten vazgeçiyor mükellef. Daha düşük ücretle bir muhasebeci tutuyor. Şu anda mükellef sayısı, 2010 yılında, 2000 yılının gerisine düşmüş durumda. Mükellef sayısı gerilemiş. Ama muhasebeci, müşavir yani meslek mensuplarımızın sayısı ise artmış.  Dolayısıyla da haksız rekabet, hizmet tarifesinin altında ücret talebi uygulaması meslek mensuplarımızı, kaliteli hizmet vermek isteyen mensuplarımızı vuruyor.  Bir de yukarıda belirttiğim Yabancı Bağımsız Mali Denetim Kuruluşlarının rekabeti, tekelleşmesi giderek sıkıntıyı büyütüyor.
 
Türkiye’de meslek mensuplarımız, küresel anlamda verilen hizmetin gerisinde değil. Meslek standartlarımız, muhasebe standartlarımız, raporlama standartlarımız aynı. Uluslar arası düzeyde alınan yeni bir standart kararı Türk Muhasebe Standartları Kurulu (TMSK) tarafından anında çevirisi yapılıp, meslek mensuplarımıza aktarılıyor ve uygulamaya konuluyor. Aynı şekilde Uluslar arası Finansal Raporlama Standartları (UFRS) kurulunun uygulamaları da anında mesleki anlamda uygulamaya konuluyor.
 
Kısaca, Türkiye’de mesleğimiz dünya standartlarında yani geri değil. Küresel Muhasebe dilini hayata geçirmiş durumdayız. Fakat altyapımızın en önemli eksiği Türk Ticaret Kanunu (TTK) AB uyum süreci çerçevesinde ve küresel düzenlemeleri içeren TTK TBMM’de yasalaşmayı bekliyor. Şayet 2011 yılına kadar TTK çıktığı anda her şey daha yerli yerine oturacak. Meslek mensuplarımız rahatlayacak, bahsettiğim gibi denetim unsuru ön plana çıkacak ve mesleki gelişme daha da hızlanacak.
 
KH-TTK Madem bu kadar önemli, neden yasalaşması için sizler de TBMM nezdinde girişimlerde bulunmuyorsunuz?
 
MK-TTK sistemik altyapı açısından çok önemli. Biz de her türlü girişimde bulunuyoruz. Önerilerimizi iletiyoruz. TTK yasalaşmadığı için, KOBİ’lere yönelik düzenlemeler olmadığı için, yapılmadığı için, altyapı eksikliği söz konusu. KOBİ’lere dönük muhasebe kriterleri devreye sokulamadı. TTK yasalaşmadığı için Basel II kriterleri yürürlüğe giremedi. Boşluğun bir an evvel doldurulması lazım.
 
Örneğin, yeni TTK’nunda  Kamu Gözetim Kurulu (KMG) için “özerklik” önerisinde bulunduk. Dünyadaki örnekleri böyle. Bu kurul mutlaka özerk olmalı. Bir de KMG için denetim hizmeti yapabilmek, lisans alabilmek için kamusal alanda denetim yapacak olanlardan yıllık 30 bin, diğer alanlar için 15 bin yani yılda 45 bin lira harç istenecek. Bu tutarlar çok yüksek. Her yıl böyle bir harç yükünü kaldıramayız. Bu, “ Yeni firmalar, siz bu alana girmeyin, tekel devam etsin, mevcutlar piyasayı paylaşmaya devam etsin” demektir.  Dolayısıyla bizim önerimiz, KMG’nin kamusal bütçeden finansmanının sağlanması ve özerk olması. Yönetiminde sadece TÜRMOB’dan mesleği bırakmış, deneyimli kişiler değil, SPK’dan, BDDK’dan, YÖK’ten, Maliye’den, Üniversitelerden de insanlar olacak. Özerklik böylece sağlanacak.
 
KH-TTK Yasalaştığı anda anlaşılan meslek mensuplarınızın sorunları da önemli ölçüde çözülecek, peki haksız rekabet, mesleğe yoğun giriş önlenebilecek mi?
 
MK-Şimdi bakın aslında mesleğe giriş çok zor. Pek çok sınav, staj, baraj söz konusu. Öncelikle yeni düzenlemeyle 4 yıllık ekonomi, iktisat, işletme, maliye vb. eğitimi veren okuldan mezun olmanız gerekiyor. Sonrasında mesleğe giriş sınavı, 7 dersten en az 60 almanız lazım. Ardından 3 Yıllık mesleki staj zorunluluğu var.  Bundan sonra, mesleki yeterlilik sınavı ve ancak ondan sonra ruhsat. Yani hiçbir meslekte (Mühendislik, Tıp, Eczacılık vb) böyle engeller, barajlar yok. Ama yine de mesleğe giriş çok fazla. Tabii insanlar mezun oluyor. Kamuda veya özel sektöre iş bulamayınca, varını yoğunu, eşinin-annesinin bileziğini bozdurup mesleğe giriyor.  Sayı arttıkça da haksız rekabet artıyor.
 
KH-TTK Yasalaşır da denetim ön plana çıkarsa mesleki anlamda nasıl bir yapı ortaya çıkacak?
 
MK-Şu anda 700-800 firma, şirket bağımsız denetime tabi. Bankalar, halka açık şirketler, SPK, BDDK, EPDK ve Bağımsız denetime tabi. Şimdi yeni düzenleme ile 350-400 bin kurumsal mükellef (Anonim ve Limited şirket) bağımsız denetime tabi olacak.  33 Bin Yapı kooperatifi, 4 bin adet vakıf, Tarım Bakanlığına bağlı üretici birlikleri (et üreticileri, kolza, canlı hayvan, süt üreticileri vb.) hepsi bağımsız denetime tabi olacak. Spor kulüpleri, dernekler de öyle. Yani mesleki alanımız çok genişleyecek. Meslek kalitesi yükselecek. Belirttiğim gibi süreç içinde serbest muhasebecilik de tasfiye olacak.
 
KH-Oda olarak ve TÜRMOB olarak, ekonomik sıkıntılardan, mükelleflerinizin battığından, meslek mensuplarınızın da krizden en çok etkilenen kesim olduğundan söz ettiniz. Peki vergi borçlarının yeniden yapılandırılması, ertelenmesi, taksitlendirilmesi veya bir affa nasıl bakıyorsunuz? Maliye Bakanlığı’na böyle bir öneriniz, mükellefleriniz adına girişiminizi oldu mu?

MK-Biz Oda olarak da, TÜRMOB olarak da vergi affına karşıyız. Mükellefler arasında adaletsizliğe neden olduğu için, vergisini ödeyen mükellefi adeta cezalandırdığı için karşıyız. Kaldı ki, vergi affı çıktıkça, mükellefin muhasebecisine, mali müşavirine bakışı da değişiyor. Nasıl olsa af çıkıyor diye, daha ucuza hizmet almak istiyor, muhasebecisini işten çıkartıyor vs. Yani vergi affı muhasebeciye olan ihtiyacı da ortadan kaldırıyor.
 
Bunun yanı sıra AKP’nin vergi toplama yöntemine ve mantığına da karşıyız. AKP yönetiminde bizim “Deli Dumrul vergisi” dediğimiz tarzda vergi alınıyor. Mesela, vergi denetim elemanları mükellefe gidiyor, senin bulunduğun sektörde inceleme yaptık, asgari şu kadar vergi ödemen lazım, ödemezsen, incelemeye alırız diyorlar.  Mükellef de mecburen bir nevi tehdit, şantaj gibi vermek zorunda kalıyor. Yani AKP ile birlikte yeni uygulama “pazarlık usülü” ile “tehdit” ile vergi toplama yöntemi.
 
Vergi salmak, toplamak bir güçtür, erktir. İktidar erkidir. İktidarlar bu gücü de kanundan alır. Kanunu uygular vergisini alır. Ancak, vergiyi pazarlıkla topladığınız zaman, kanunun gücünü yok ediyorsunuz, kanunu çiğniyorsunuz, yok sayıyorsunuz. AKP’nin maalesef uygulaması bu. Bunu da onaylamak mümkün değil. Oysa verginizi yasaya, hukuka uygun toplarsanız, kamusal harcamalarınızı vergi gelirlerinizle karşılarsınız. Makul olanı budur. Kamu harcamalarının vergi gelirleriyle karşılanamadığı durumlarda geriye kalan tek yol borçlanmadır. Batılı ülkelerde kamu harcamalarının yüzde 90’ı vergi gelirleriyle karşılanırken, bizde bu oran yüzde 70’lerde. Gerisi yüksek faizle borçlanılarak karşılanıyor. Bunun da yükü halka, topluma biniyor.
 
KH-Vergi denetiminin başta medya olmak üzere, sivil toplum kuruluşları üzerinde, özel sektör üzerinde bir baskı aracı olarak kullanılması, vergi denetimi uygulamalarına ne kadar uygun?
 
MK-Vergi denetiminin siyasallaşması, bir tehdit olarak kullanılması yanlış. Doğan Grubu’na yapılanlarda bu açıkça görüldü. Biz o zaman da TÜRMOB olarak açıklama yaptık, ASMMMO  olarak açıklama yaptık, vergi denetiminin siyasallaşmasını eleştirdik.  Onun için de Gelir İdaresi Başkanlığı’nın (GİB) özerk olması gerekir. Biz baştan itibaren GİB’nın özerkliğini savunduk. Şimdi yaşananlar ne kadar haklı olduğumuzu ortaya koydu. AKP maalesef vergi denetimi uygulamasını bu amaçla kullanıyor, Hükümetin elinde bir baskı aracı olarak kullanıyor. O nedenle GİB özerk olmalı, Maliye’nin dışında olmalı.
 
KH-Vergi konusunda mükelleflerin bilgilendirilmesi, eğitimi için ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?
 
MK-Biz daha çok meslek mensuplarımızın eğitimi, yeni yasal düzenlemeler hakkında bilgilendirilmesi için seminerler, eğitim programları vb. yapıyoruz. Eğitim çalışmaları yürütüyoruz.
 
Vergi Haftası gibi etkinliklerde de mükelleflere vergi bilincini aşılamaya, eğitmeye çabalıyoruz.
 
ASMMMO ’nun yayın organında, bülteninde benzer yayınlar yapıyoruz. Ben de değişik medya organlarında makaleler yazıyorum, mükelleflerden gelen soruları yanıtlıyorum.
 
KH- Sayın Başbakan, yaklaşan Anayasa değişikliği referandumu için kurumları, sivil toplum kuruluşlarını meslek örgütlerini EVET demeye, ya da en azından “taraf” olmaya çağırıyor. Hangi yönde oy kullanacaklarını açıklamalarında  ısrar ediyor. TÜRMOB olarak, ya da ASMMMO  olarak sizin referandumla ilgili böyle bir tavrınız, örgütsel bir oy tercihiniz var mı?
 
MK- Biz tabii zaman zaman bu konularda açıklamalar yapıyoruz. Görüşlerimizi paylaşıyoruz. Ayrıca Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Türk Tabipler Birliği vb. gibi kuruluşlarla oluşturduğumuz bir platform var ve bu platform Anayasa referandumunda HAYIR için etkin bir kampanya yürütüyor. Bizim ve bahsettiğim meslek kuruluşlarının yanı sıra, Emek Partisi (EMEP), Türkiye Komünist Partisi (TKP), Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP), Halkevleri gibi siyasi partiler ve toplumsal kuruluşlar da bu platform içinde yer alıyor.

Biz de bu platform içindeyiz. 4 Eylül’de platform olarak Ankara’da Kurtuluş Meydanı’nda Referandumda HAYIR mitingi yapacağız. İstanbul’da da platform olarak 29 Ağustos’ta Kadıköy’de bir HAYIR mitingi gerçekleştirdik. Aslına bakarsanız, mevcut iktidarın kendi varlık nedeni olan 12 Eylül Anayasası ile önemli bir sorunu bulunmamaktadır. Yapılması planlanan değişikliklerle kendisine dikensiz gül bahçesi yaratmak istemektedir. “Yasama-Yargı-Yürütme” üçgenini bozarak, yürütme lehine güçlerin tek merkezde toplandığı bir dikta rejimi oluşturmak istemektedir.
 
Bu kısmi Anayasa değişikliği, ülkemizin içine sokulduğu, bir yanı serbest piyasacı, diğer yanı ılımlı İslamcı yeni sermaye düzeninin anayasal ve hukuki dayanaklarını güçlendirmeye yönelik düzenlemelerdir. Dolayısıyla bu Anayasa değişikliklerine “Evet” demek, bu ufak, tefek düzeltmelerle birlikte 12 Eylül Anayasası’na da “Evet” demek, onu düzeltilmiş şekliyle bir kez daha onaylamak anlamına gelmektedir. Bizim kanımız ve tespitimiz budur.
 
KH-TÜRMOB ve örgütü yani ASMMMO ’nun da aralarında bulunduğu odalar, gerek mesleki anlamda, gerekse ülke sorunlarının gündeme getirilmesinde daha etkin, daha aktif rol oynayamazlar mı? Hem ülke çapında örgütlü bir yapı, hem de 90-100 bine yaklaşan meslek mensubu üyeyi çatısı altında topluyor?
 
MK- Tabii ki, ancak daha önce de belirttiğim gibi biz öncelikle bir TMMOB, bir TTB ile karşılaştırıldığında daha yeni bir kuruluşuz, 20 yıllık bir yapılanma söz konusu. Bir de hükümet 2008 yılında yaptığı bir düzenleme ile yasada değişikliğe giderek, birim oda ve genel merkez seçimlerinde “nisbi temsil” sistemini getirdi. Böyle olunca da genel kurullarda çıkan farklı dünya görüşüne, siyasi yaklaşıma sahip listelerin hemen hepsinden bir veya birkaç kişi yönetime giriyor. Bu durumda da yönetim kurullarında, yani icra organlarında işleyiş aksıyor. Siz bir iş yapmak istiyorsunuz, gerekli olduğuna inandığınız bir icraat yapmak istiyorsunuz, yürümüyor. Kararlar alınamıyor. Sanırım hükümet bu değişikliği TÜRMOB ve bağlı odaların pasifize olması, etkin olmaması, aktif olmaması için yaptı. Şimdi bu yasa değişikliği Anayasa Mahkemesinde, iptal edileceğini umuyoruz. Bir de bizim örgütlenme yapımız, TMMOB ve benzer kuruluşlardan farklı. TMMOB oda ve illerde veya ilçelerde temsilcilik tarzında bir örgüt yapısına sahip. Bizde ise şu anda en ücra ilde bile oda var. Hatta yasal düzenlemenin öngördüğü yeterli sayıya ulaşıldığı takdirde, ilçelerde de oda açılması söz konusu. Örneğin, bu hafta Bodrum, Marmaris vs. ilçelerinde meslek odalarımızın açılışı var. Yani ilçelerde bile meslek odası açılması söz konusu.
 
KH-DSP Genel Başkanı Masum Türker, aynı zamanda TÜRMOB Başkanı, biraz acayip bir görüntü değil mi? Özellikle mesleki sorunların, iktidar ve bürokrasi ile çözümünde TÜRMOB’u etkisizleştirmiyor mu? Çünkü sonuçta meslek örgütünün başkanı, aynı zamanda muhalefet partisinin de lideri. En masum talep, en gerekli çözüm girişimi bile siyasi, muhalif, ret edilmesi gereken talep şeklinde algılanmaz mı?
 
MK-Çok haklısınız. Bunu ben bizzat ASMMMO   Genel Kurulunda konuşmamda, kürsüden söyledim. Masum Türker’in başkanlığı bırakması, parti işleriyle uğraşması gerektiğini söyledim.
 
Her şeyden önce ETİK değil. Doğru değil. Kaldı ki mesleki sorunların çözümünde de engel oluyor. Mesela Masum Bey, ‘Ben bakanlık yaptım, dolayısıyla bir mesele için, bir bakanın, bir bürokratın kapısına gidemem’ diyor. Birkaç ay Hazine Bakanlığı yaptı doğru ama, aynı zamanda bizim de çözüm bekleyen mesleki sorunlarımız var. Dolayısıyla bunun gereğini Masum Bey’in kendisinin yapması gerekiyor.
  
Şimdi 23-24 Ekim’de Genel Kurulumuz var. Bildiğim kadarıyla Masum Bey aday olmayacak, başkanlığı bırakacak. Şimdiden yönetim ve başkanlık için arayışlar da başlamış durumda. MHP-AKP koalisyonu olan Meslekte Birlik Grubu eski Gelirler Genel Müdürü Osman Arıoğlu’nu listeye koyacakmış. Yeminli Mali Müşavirler kontenjanından Arıoğlu, yönetime girebilir. Başkanlık içinse uzun zamandır, TÜRMOB Genel Başkan Yardımcılığını yürüten Nail SANLI'nın adı geçiyor. Nail Bey'in ismi üzerinde de uzlaşma sağlanmış gibi görünüyor. Sanırım Ekim’deki Genel Kurul’da Nail Bey, TÜRMOB Başkanı olacak.
 
KH-Seller Medya’yı ziyaretiniz ve Korhaber için yaptığımız bu söyleşiyle, sorularımızı yanıtladığınız için çok teşekkür ederiz. Umarız, odanız ve meslek mensuplarınız ile Korhaber okurları açıklamalarınızdan çok yararlanacaklardır.
 
MK-Ben de Seller Medya’ya ve Korhaber’e, görüşlerimizi, sorunlarımızı ve çözüm önerilerimizi anlatma imkanını sağladığı için teşekkür ederim. Korhaber’e internet medyası alanında daha etkin, dürüst, ilkeli yayıncılık yaşamında başarılar dilerim.
 
Korhaber Okurları için bilgi notu:
 
ENRON SKANDALI NEDİR?
 
ENRON ABD’nin ve dünyanın halka açık, hisseleri New York Borsasında işlem gören, en büyük enerji, petrol ve doğal gaz dağıtım şirketlerinden birisiydi. 100 Milyar doları bulan cirosuyla Fortune dergisinin en büyük şirketler sıralamasında da 2000 yılında 7’inci sıradaydı. Ancak 2000 yılında ENRON’un iflasıyla ABD ve dünya sermaye piyasaları sarsıldı. 60 Milyar doları aşkın kayıp ve yatırımcılar açısından risk ortaya çıktı. ENRON Yöneticilerinin çeşitli muhasebe ve bilanço oyunlarıyla şirket zararlarını gizledikleri, bilançoyu “makyajladıkları”, kişisel gelirlerini, harcamalarını gizledikleri, şirket kaynaklarını şahsi amaçlar için kullandıkları ortaya çıktı.
 
ENRON Skandalında ve iflasında en önemli unsur ve öne çıkan etken ise kamunun ve yatırımcıların çıkarlarını korumak, doğru bilgilenmelerini sağlamak amacıyla ENRON’un mali denetimini, bilanço denetimini, mali risklerini denetleyen Bağımsız Mali Denetim kuruluşu Arthur Andersen’in (AA) bu durumun yürütülmesine göz yumması, muhasebe ve bilanço oyunlarını gizlemesiydi.
 
ENRON’u denetleyen AA denetçisinin pek çok usulsüzlük belgesini gizlediği, kağıt kıyma makinesinde imha ettiği ortaya çıktı. Bu dev iflas ve muhasebe oyunlarının ortaya çıkması Mali Denetimin önemini ve özellikle de Bağımsız Mali denetim Kuruluşları’nın denetim ve fonksiyonlarının gözden geçirilmesi, konumlarının yeniden değerlendirilmesini de gündeme getirdi ve bu alanda başta ABD olmak üzere, dünya ülkeleri sermaye piyasaları, denetim, muhasebe, raporlama, bilanço denetimi vb. konularında yeni düzenlemelere, kurumsal yapılanmalara gittiler.
 
Bu haber 15200 defa okunmuştur.
Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...    
  Toplam yorum 0   Onay bekleyen 2  


Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

  Bu kategorideki diğer haberler


Tanyeri ağardı, o TANYERİ ağarmayacak

Düş Sokağında düşleyip düşlemedikleriniz

Yiyorum Büyüyorum Zümrüt Anne ile...
»  Ali Kantur:Teknoloji tümüyle bizim,yakında dünyaya akıl satacağız!
»  Yıldırım Aktürk`ten Korhaber`e özel açıklamalar
»  AKP, bütçe açığı için SALMA VERGİ uyguluyor
»  Cindoruk:İktidarın Medyaya yaptığı bir Siyasi Cinayettir.
»  TRT Şeş`e karşılık, ROJ TV kapanacak!
»  Hedefimiz 2012`de 1 milyar dolarlık ihracat ve kapasitemizi katlamak!
»  Türkiye ILO`da kara listeye girebilir
 

 
 
Erdoğan ‘erken seçime hayır’ derse, Bahçeli ittifakı bozar mı?
 
Zülfikar DOĞAN
 
 
Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, Bülent Ecevit'e minnettar
 
Duransel DOĞAN
 
 
Eşsiz Önder ATATÜRK!..
 
Talat SARAL
 
 
Epifiz Bezini En Çok Aktive Eden Madde Olan Manna
 
Yaşar ÖZKAN
       
  5,4619   6,1927  
       
  92,839   212,4597  
  Ankara
Çarşamba Perşembe Cuma
5 / 15 °C 2 / 16 °C 1 / 15 °C
CHP’de değişim ve kurultay tartışmalarıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?
Gerek yok, Kemal Kılıçdaroğlu devam etmeli. Parti tüm enerjisini Yerel Seçimler için kullanmalı
Muharrem İnce CHP’nin başına geçmeli
Yerel Seçim öncesi Kılıçdaroğlu ve İnce uzlaşarak güçlerini birleştirmeli
Kurultay ve Değişim zorunlu, Kemal Kılıçdaroğlu aday olmamalı
Hiç ilgilenmiyorum
 Sonuçları göster     Tüm anketler   
20/10/2018 17/10/2018
08-25-29-31-41-47 06-18-19-26-27-05
18/10/2018 22/10/2018
04-16-25-28-36-39 01, 09, 14, 15, 20, 22, 25, 27, 30, 31, 34, 38, 40, 43, 46, 52, 54, 58, 66, 67, 73, 74
Koç 21 Mart - 20 Nisan
Bugün oldukça aktif bir yapı sergiliyorsunuz. Henüz oluşturamadığınız olayların alt yapısı üzerinde çalışmalar yapıyorsunuz. ...
 
 
         
         
  Kor Haber'de yayınlanan içerik kaynak belirtilmeden kullanılamaz.  Kaynak belirtilerek yayınlanan içerik ilgili kaynağa aittir ve kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi / kuruma aittir. Başka kaynaklardan alınan içerik ve site yazarlarına ait yazılardan dolayı Kor Haber sorumlu tutulamaz.   RSSiGoogle'a EkleFacebook'ta Korhaber