18 Kasım 2018 Pazar   |   Giriş sayfam yap   |   Favorilere ekle   |   Gazete Manşetleri   |   Künye   |   İletişim   |   Sitene haber ekle   |   RSS    Üye Ol    Şifremi Unuttum
Üye Girişi
Yıldırım Aktürk`ten Korhaber`e özel açıklamalar
Yıldırım Aktürk`ten Korhaber`e özel açıklamalar
 
24 Ekim 2009 Cumartesi - 15:30
Kategori Söyleşiler
15987 Okunma 0 Yorum
Paylaş  Facebook Google TwitThis StumbleUpon del.icio.us Reddit NewsVine Ma.gnolia Technorati Digg Mixx
 E-posta ile gönder Yazdır
Yazı Boyutu
Yıldırım Aktürk TÜSİAD YİK`nun perde arkasını Duransel Doğan-Zülfikar Doğan`a anlattı..!
KORHABER ÖZEL/ Duransel DOĞAN – Zülfikar DOĞAN
TÜSİAD  YİK  Üyesi Aktürk Korhaber’e açıkladı; kapalı oturumda Arzuhan Doğan Yalçındağ ile neden tartıştı?
  • Ben TBMM'de yıllar önce RTÜK yasasının iki maddesinin değiştirilmesine muhalefet ettim, destek olunmadı. Bunlar  yüzde 20’den fazla ortak olunmaması ve medya sahiplerinin devletle iş yapmaması idi.
  • Arzuhan Hanım İki dönemdir başkanlığı çok iyi ve özverili götürdü ancak bu vergi olayından sonra sanırım kimyası bozuldu. İkinci tur konuşmamda RTÜK ile ilgili görüşlerimi dile getirince Arzuhan Hanım, tepki gösterdi; ‘Biz belki en büyük medya grubu olabiliriz ama bundan bir tek kuruş menfaatimiz olmamıştır, sözünüzü geri alın ya da örnek verin’ dedi.
  • Ben de bunun üzerine ‘Örnek mi istiyorsunuz, POAŞ ve DIŞBANK bir kuruş vermeden aldınız’ dedim. Hatta 10 yıl önce Ayamama deresi taşkınında olanları ve Ziraat Bankası olayını hatırlattım.
  • Zafer Mutlu hatırlayacaktır, Tansu Hanım’ın Başbakanlığı döneminde ekonomiyi zora soktuğunda, medya medya gezip bu kadınla olmuyor, yürümüyor, yönetemiyor, desteğinizi çekin dediğimde “Biz bu …..kadından umudumuzu kestik, ama yerine kimi koyacağız” demişlerdi.
  • Rahmi Bey TÜSİAD şöyle bir silkelesin diyor ama gerçekte ekonomiyi ayağa kaldıracak projelere yönelmek gerek. Ben TÜSİAD YİK’teki konuşmamda 5 başlıkta Türkiye’nin kurtuluş haritasını sundum, Küçük İspanya, Küçük Hindistan, Açılım Politikası, Vergi ve İstihdam projeleri  bunlar hayata geçerse  3 milyon kişiye iş, milyarlarca dolar gelir demek.
  • Merkez Bankası’nın özerkliği konusunda Sayın Başbakan ve Ali Babacan’ın IMF-Dünya Bankası toplantılarında söylediği sözler çok yanlış. TÜSİAD buna tepki vermeliydi. TÜSİAD özerk merkez bankasından yana tavır almalı destek olmalı.
  • GAP, YİD modeliyle uluslar arası yatırım holdinglerine açılmalı. 4-5 tane yatırım Holdingine GAP paylaştırılırsa yatırımlar kısa sürede tamamlanır, bölgede istihdam sağlanır, entegre et-süt ve tarımsal endüstri tesisleriyle bölgenin coğrafyasına uygun üretim ve istihdam artışı sağlanır.
  • Küçük Hindistan projesiyle en az 1 milyon kişiye iş, 5 milyar dolarlık da gelir sağlanır. Türkiye dünyanın yazılım devi olur.
  • Yabancılara konut satışında engeller kalkarsa 10 senede 500 bin konut satılır. 100 milyar dolar gelir elde edilir.
  • Açılım konusunda ilk adımı Özal attı. Rahmetli Adnan Kahveci’yi Özal 6 ay süreyle Diyarbakır’a gönderdi. Çöp Projesi için gitti ama asıl PKK’nın çalışmaları, halkı nasıl yanına çektiği konusunda çalışma yaptı. Raporunda çok ilginç tespitler vardı.
Türk Sanayici ve İşadamları Derneği’nin (TÜSİAD) 1 Ekim’de yapılan Yüksek istişare Kurulu (YİK) toplantısının kapalı oturumunda gündeme gelen tartışmalar  ortaya atılan eleştirilerle ilgili olarak Korhaber’e konuşan TÜSİAD  YİK Üyesi ve Hayat Holding Yönetim Kurulu üyesi Yıldırım Aktürk, Başkan Arzuhan Doğan Yalçındağ’ın “Kimyasının bozulduğunu” söyledi.
 
Korhaber yazarları Duransel Doğan ve Zülfikar Doğan’a açıklamalarda bulunan Aktürk  “Arzuhan Hanım iki dönemdir çok iyi işler yaptı. Çok başarılı ve özverili bir başkan oldu. Evini çocuklarını bile ihmal etti, ful time mesaisini TÜSİAD’a verdi. Ancak Doğan Grubunun yaşadığı son vergi olayı nedeniyle sanırım biraz kimyası bozuldu” dedi. Eski DPT Müsteşarı, eski milletvekili ve bir dönem Turgut Özal’ın da “beyin takımında” yer alan Aktürk  ayrıca Türkiye ekonomisi ve siyasetindeki son gelişmelere yönelik öneri ve değerlendirmelerini de Korhaber’le paylaştı.
 
TÜSİAD YİK’te neler oldu?
Yıldırım Aktürk TÜSİAD’ın Doğan Grubuna kesilen vergi cezası ve verginin siyasallaştığı iddialarına yönelik  açıklamaları sonrasında YİK’in kapalı oturumunda iki kez konuştuğunu belirterek şunları söyledi:
“Başkan Mustafa Koç söz almak isteyen olup olmadığını sordu baktım ki kimse el kaldırmadı. Adı üzerinde istişare kurulu, yani görüş bildirme, fikir aktarma.  Ben üçgenin üç ayağında da bulundum DPT Müsteşarı olarak bürokraside, uzun yıllar özel sektörde tepe yönetimlerinde, ekonomi yönetiminde, ve siyasi olarak da milletvekilliğinde, mecliste, yine yıllardır özel sektörde. Ben de bunun üzerine söz aldım. Öncelikle beş başlık altına ekonomik ve siyasal değerlendirmelerimi sundum. Daha sonra Arzuhan Hanım,  ikinci kez söz aldı. Doğan Grubuna yönelik vergi cezası ile ilgili olarak kimsenin konuşmamasına sanki biraz üstü örtülü şekilde ima edercesine, üyelere sanki bir sitemde bulundu. Hamdi Akın söz aldı ve sadece bir fıkra anlatacağını söyledi. Tavşan ormanda hızla koşuyormuş, kaçıyormuş geyikle karşılaşmış, geyik demiş ki niye böyle nefes nefese kaçıyorsun o da demiş ki filleri öldürüyorlar. Geyik,  ama sen tavşansın  fil değilsin ki demiş.  Tavşan da bunun üzerine öyle ama anlatması uzun sürüyor, anlatana kadaaar demiş. Ben de Arzuhan hanım ikinci kez konuşunca söz istedim.
 
Dedim ki arkadaşlar ben TBMM'de bu RTÜK kanununun iki maddesi ile ilgili olarak, karşı çıktım. Kişisel olarak söz alıp mücadele ettim. İki maddedeki değişikliğe  özellikle karşı çıktım. Neydi bu iki madde? Birisi yüzde 20’den fazla ortaklık, diğeri de medya sahiplerinin devletle iş yapmaması, devlet işlerine girmemesi, devletle yatırım ve ticarette bulunmama. Ama o zaman kimse dinlemedi. TÜSİAD buna karşı çıkmadı. Söylediğim buydu. Ama Arzuhan Hanım bunların fevkalade ağır sözler olduğunu, ifade etti ‘Biz belki en büyük medya grubu olabiliriz. Ama bundan bir tek kuruş  menfaatimiz olmamıştır. Sözünüzü geri alın, ya da örnek verin’ dedi. Ben de bunun üzerine, örnek mi istiyorsunuz? POAŞ ve DIŞBANK ikisini de bir kuruş vermeden aldınız dedim. Burada açıklamak istemiyorum ama, hatta  10 yıl önce Ayamama dersi taşkınında olanları, Ziraat Bankası olaylarını da hatırlattım. “
 
Aktürk, Arzuhan Yalçındağ ile olan tartışmayı bu şekilde özetlerken, Erdal Aksoy’un “Sakin olalım, soğukkanlı olalım” dediğini, Rahmi Koç’un toplantıda olmasının ise TÜSİAD’ın daha sert muhalefete yönelmesi, sesini daha yükseltmesi, etkinliğinin artırılması isteğinin gündeme getirilmesi şeklinde algılanması gerektiğini söyledi.
 
Özal’a sahip çıkılmadı, Tayyip Bey’le diyalog kurulamadı!
 
Yıldırım Aktürk, Turgut özal’ın TÜSİAD üyesi olarak Başbakanlık koltuğuna oturduğunu ancak, TÜSİAD’ın Özal’a sahip çıkmadığını, sürekli muhalefet ettiğini söylerken, Tayyip Erdoğan ile de baştan itibaren diyalog kurulamadığını kaydetti. Aktürk şunları ifade etti:

“Tayyip Beyin seçim bildirgesinin hazırlanmasında benim de katkım oldu. O zaman da çeşitli konuşmalarımda TÜSİAD’da dile getirdim. Tayyip Bey’in programının iş alemine dönük, en liberal, özel sektörcü program olduğunu, özel sektörü dışlayan en ufak bir unsurun olmadığını, bulunamayacağını söyledim ama olmadı. Anlatamadım. Arkadaşlar bu iktidar olacak, bir dönem daha olacak dedim yine anlatamadım. Ankara’yı bu kadar hafife almamak gerektiğini, Ankara’nın önemli ve ağırlıklı bir merkez olduğunu defalarca anlattım. Şimdi herkes yakınıyor, iktidarla diyalog yok. Toplantıda herkes rahat konuşamamaktan, söyleyecekleri bir sözün kendi işlerini bozmasından korktuklarından bahsediyorlar. Konuşurken de herkes telefonlarını kapatmak zorunda kalmaktan yakınıyor, telefonda konuşamamaktan birilerinin  kulağına gideceğinden korktuklarından yakınıyor. Oysa TÜSİAD geçmişte hükümetler üzerinde çok etkindi. Bu toplantıda da söyledim, Zafer Mutlu da oradaydı, Tansu Hanımın Başbakanlığı döneminde, Tansu Hanım ekonomiyi zora sokmuştu, medya medya gezip destek istiyordu, iş adamlarından destek istiyordu. Zafer Mutlu tanıktır, ama denildi ki hatta ağır bir ifadeyle denildi ki biz bu ……. Kadından umudumuzu kestik ama yerine kimi koyacağız?”

 
Vergi idaresi, Arıkan Gemi faresi
 
Vergi İdaresi’nin vergi toplamanın özelleşmesi düşüncesini dile getiren Aktürk, iş adamlarının gelir idaresi, maliye bürokrasisi üzerinde “siyasal baskı, siyasal etki” düşüncelerinin yanlış olduğu görüşünde Aktürk, Maliye bürokrasisinin kendi gelenekleri ve özerkliği olan bir yapı olduğunu belirterek şunları söyledi:
 
“Geçmişte de Vural Arıkan, Ekrem Pakdemirli gibi Maliye bakanları döneminde bile vergi bürokrasisine baskı olamadı. İkisi de çok güçlü bakanlardı. Vural Arıkan’ın lakabı ‘Gemi Faresi” idi. Bunun öyküsü de şöyle; Büyük bir yük gemisi ambarları tahıl dolu, okyanusun ortasında bir bakıyorlar ki ambarları fare sarmış ve tahılı yiyor. Okyanusun ortasında depoyu boşaltamazsınız, ilaçlama yapamazsınız çünkü tahıl. Ne yapıyorlar, tayfalar ambara giriyor, yakalayabildikleri kadar fare yakalıyorlar. Bunları bir kafese doldurup, direğe asıyorlar. Deniz dalgalar, fırtına, rüzgar, sarsıntı derken fareler aynı kafeste sürekli bağrışıyor, birbirine saldırıyor, acıktıkça da birbirini yemeye başlıyorlar. Giderek  5-6 tanesi kalıyor geriye. İşte bunlar gemi faresi. Çünkü artık bunlar fareden başka bir şey yemiyorlar. Bunları ambara salıp diğer farelerden kurtuluyorlar. İşte Vural Arıkan uzun yıllar Bursa'da mali müşavirlikten gelme bir insandı. Vergi kanunlarının inceliklerini, boşluklarını çok iyi bilirdi. Ben de Turgut Bey’e “Vural Bey’in nick name’i gemi faresi” dedim. Ondan sonra da adı öyle kaldı. Yani demek istediğim gerek Arıkan, gerek Pakdemirli, gerek Kafaoğlu bir iş adamı kendilerine vergi sorunuyla gittiğinde, yanıtları ‘Biz onlara söz geçiremeyiz, vergi inceleme elemanları kimsenin talimatıyla hareket etmez, bizim bakan olarak bir müdahalemiz olamaz”  şeklindeydi ve doğrusu da budur. O nedenle bugünkü vergi olayını da kimse siyasal iktidara, mal etmesin.”
 
Vergi gelirlerinin artırılması için de Gelir İdaresinin kısmen özelleşmesi, yeminli mali müşavirlik bürolarının da bu alanda devreye sokulup vergi toplama konusunda görevlendirilmesi, yetkilendirilmesi, Vergi Konseyi ile işbirliği yapılıp daha düşük maliyetle daha yüksek tutarda vergi toplanabileceğini kaydeden Aktürk, bu görüşlerini de TÜSİAD YİK’de dile getirdiğini böyle bir sistem ile vergi oranlarının düşürülmesinin ve daha yüksek tutarda vergi toplanmasının mümkün olacağını, vergi toplayanlara da belirli bir yüzde prim verilebileceğini kaydetti. Fiş-fatura toplama uygulamasının, vergi iadesinin kaldırılmasının çok yanlış olduğunu ve bunun gelirlerde ciddi düşüşe yol açtığını ifade eden Aktürk, yerine getirilen mekanizmanın istenileni vermediğini, kayıt dışılığın arttığını savundu. Yazar Kasaların arkasına vergi tabelası yanında, bir de bu yazarkasadan fiş verilmediği takdirde aranabilecek bir telefon numarasının iri puntolarla yazılması zorunluluğunun getirilmesini öneren Aktürk bu önerisini Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e ilettiğini ve çok etkilendiğini söyledi. Devletin ekonomik işletmecilik yapamadığını belirten Aktürk, Sümerbank’ın başarısız olduğunu, Emekli Sandığı ve Turban’ın Turizmde istenileni veremediğini, dolayısıyla vergide de yeni bir yapılanmanın gerekliliğini kaydederek “Mühür, kasa yine devlette, Maliyede, Gelir idaresinde olacak ancak vergi toplayan elemanlar olması lazım. Burada özelleşme olabilir, hem maliyet düşer, hem gelir artar. Ayrıca demokrasinin gereği olan vergi ödeme konusunda da o zaman vatandaşın, mükellefin hesap sorma, vergisinin nereye harcandığının hesabını sorma hakkı olur.” dedi.
 
AKP yüzde 10 barajı indirmez!
 
TÜSİAD YİK’te yaptığı konuşmada beş başlık altında önerilerini gündeme getirdiğini kaydeden Aktürk, YİK Başkanı Mustafa Koç’un yüzde 10’luk seçim barajının kaldırılması önerirne karşı şu görüşü dile getirdi:
 
“1995 yılında siyasete girerken, o dönemde Türkiye Milletvekilliği konusu gündeme geldi. 100 kişinin Türkiye milletvekili olarak seçilmesi, eğitimli, birikimli insanlardan olması. Anayasa Mahkemesi bunu iptal etti. Bugünkü hükümetin bunu yapması gerekli. 100 Türkiye milletvekili ile temsilde adalet sağlanır. Bugünkü hükümet açılım vb. politikalar nedeniyle belki bir miktar oy kaybedebilir. O nedenle de tek başına iktidardan geri kalmamak için yüzde 10 barajını indirmez. Bu talebi dikkate almaz ama Türkiye Milletvekilliği olabilir.”
 
-İlk açılım Adnan Kahveci ile yapıldı!
 
Hükümetin açılım politikası konusundaki girişimlerine TÜSİAD’ın destek verdiğini Mustafa Koç’un da bunu dile getirdiğini ifade eden Yıldırım Aktürk “ 1981 yılında DPT Müsteşarı olduğum dönemde MGK Genel Sekreterliğinde düzenli hazırlık toplantılarına katılıyordum. O dönemde toplantılara hazırlık öncesinde dosyalarda çalışıyorduk. Rahatlıkla Kürt, güneydoğu falan konuşuluyordu ama yazılı olarak değil. Bir toplantıda söyleyeceklerimi kendimce not alırken, dosyanın üzerine Kürt diye yazmıştım. Hemen dönemin MGK ile ilgili Devlet Bakanı İlhan Öztrak beni uyardı devletin lügatinde Kürt sözcüğü yok olamaz diye. Ben de ama hep konuşuyoruz, söylüyoruz dedim. Sonra da o toplantılara katılmadım. Sonra bir toplantıda Kenan Evren, bana MGK Genel Sekreterliğinde bir Orgeneralin benden şikayetçi olduğunu, toplantılara katılmadığımı söyledi. Ben de çok değerli bir arkadaşımı gönderiyorum dedim. Yani düşünün devletin lügatinde 1981’de Kürt sözcüğü yok ve tabu. Turgut Özal bunun için Adnan Kahveci’yi görevlendirdi. 6 Ay süreyle Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin çöp projesinde çalışmak üzere Diyarbakır’a gitti. Ama asıl amaç bölgede araştırma yapmak, bir rapor hazırlamaktı. Hazırladığı raporda çok ilginç tespitleri vardı. PKK’nın daha doğrusu PKK ağalarının, terör ağalarının halka nasıl yaklaştığını, yanlarına çektiğini anlattı raporda rahmetli Kahveci. Bunlar diyorlarki  insanlara sen davarsın. Üçüncü sınıf vatandaşsın. Birinci sınıf olanlar azınlıklar, Lozan ile korunma altına alınmışlar. Ermeniler, Rumlar vb. Türkiye bunların kılına dokunamaz çünkü Avrupa hesap sorar. İkinci sınıf vatandaşlar normal Türkler. Üçüncü sınıf da sensin. Davarsın, nüfuz cüzdanına adını istediğin gibi yazdıramazsın, dilini konuşamazsın, doğru dürüst işe giremezsin, dağlara bak ne yazıyor, ne mutlu Türküm diyene. Sen ne mutlu Kürtüm diyene diyebilir misin? Diyemezsin. PKK niye okullara, saldırıyor. İnsanları böyle cahil bırakıp kandırmak kolay da ondan. Sayın Bahçeli hükümetin açılım politikasına karşı çıkıyor ‘Kandilden mi talimat alıyorsunuz’ diyor ama iddia ediyorum,  asıl Kandil bu açılımı istemiyor, iş makinelerini yakıyorlar, yolları mayınlıyorlar, şantiyelere saldırıyorlar niye. Mevcut düzenin PKK ağalığının sürmesi için. Bakın Makedonya’da Türk, Arnavut, Makedon birlikte yaşıyor. Türk okulları var. Türkçe eğitim veriyor. Ama tanıştığım bir Türk genci Makedon okuluna gittiğini, Makedon diploması aldığını söyledi. Nedenine gelince Türkçeyi zaten öğreniyorum, gerekirse kursa giderim, ama ekonomi Makedonca, iş Makedonca, eleman arayan Makedon diploması istiyor. Yani Türkiye’de de böyle. Ekonomi Türkçe, iş Türkçe,  önce Türkçeyi öğrensin, ayrıca ingilizce, fransızca almanca, rusça gibi seçmeli, tercihli ders gibi bir imkanlaKürtçe'yi de ana dilini de öğrensin.”
 
TÜSİAD Merkez Bankası’na sahip çıkmalı!
 
Merkez Bankası’nın özerkliğinin hassasiyetle korunması gerektiğini ifade eden Yıldırım Aktürk, Başbakanın IMF-Dünya Bankası  toplantılarında söylediği “Davul bizim boynumuzda tokmak Merkez Bankası’nın elinde” sözlerinin çok yanlış olduğunu, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın da benzer ifadeler kullandığını belirterek “Merkez Bankası’nın özerkliği çok önemli. Bu konudaki hükümetin yaklaşımı yanlış. Durmuş Bey’in tavrı çok doğru. Özerklik korunmalı. TÜSİAD’da bu konuda tepki göstermeli, Merkez Bankası’nın özerkliğine sahip çıkmalı. Ancak bu konuda bir ses çıkmadı. TÜSİAD olarak Merkez Bankası’nın özerkliğine sahip çıkmamız lazım”  diye konuştu.
 
Küçük İspanya ve Küçük Hindistan
 
TÜSİAD YİK’te gündeme getirdiği ve Türkiye ekonomisinin önünü açacak milyonlarca istihdam ve milyarlarca dolarlık gelir yaratacak projelere de değinen Aktürk, bu projeleri şöyle anlattı:
“Bunlardan ilki Küçük İspanya projesi. İspanya yabancılara yazlık ev satarak, konut satarak milyarlarca dolar kazandı. 30 senede 2.2 milyon ev sattılar. Türkiye yabancılara gayrımenkul satışının önündeki güçlükleri kaldırmalı. İngilizlerin, İngiltere dışında 4 milyon adet ev satışı var. Türkiye’nin 10 senede 500 bin ev sattığını düşünün, sadece buradan 100 milyar dolar gelir elde edilir. Şu anda bu gidişi gören tek kişi Ala Ağaoğlu. Bodrum’da 10 bin konutluk bir arazisi var. İstanbul’da öyle. İstanbul bölgesel Finanskent oldu. Buraya pek çok yabancı geliyor, yerleşiyor. Avrupa ülkeleri sağlık turizmi için Türkiye’ye yöneliyor. Konut satışı, sağlık turizmi, yaşlılara bakım ile milyar dolarlar kazanılabilir. Bu insanlar evleri burada olunca kendileri yakınları, yılın çoğunu burada geçirmeye başlayacak. Maaşını buraya taşıyacak, giderek borsaya girecek birikimlerini taşıyacak. Yani aldığı evi, tekerlek takıp götürecek hali yok. O nedenle İspanya bu işten çok kazandı. Ben de bir niye Küçük İspanya olmayalım diyorum. Buradan rahatlıkla 1 milyon kişilik istihdam yaratılır.
 
Diğer proje Küçük Hindistan projesi. Hindistan yazılım alanında ortaya koyduğu proje ile 10 milyon kişiye istihdam 50 milyar dolar gelir hedefledi. Başarılı da oldu. Sayın Başbakana da aktardım. Bilişimden sorumlu bir Devlet Bakanlığı oluşturulsun diye. Üniversite mezunu, işsiz, ya da lise mezunu insanları dersanelerle anlaşıp, onlara programcılık kursu verdirerek 1 milyon kişiyi bir yılda bu şekilde eğitip, gidecekleri yeri de göstererek iş sahibi yapmak, 5 milyar dolar kazanmak mümkün.  Bunlar çok somut projeler.
 
Diğer proje ise tümüyle Doğu-Güneydoğu’ya yönelik. GAP projesinin tamamlanması için 20 milyar dolar gerek. 2010 Bütçesine baktım, fazla bir ödenek konulamamış. Oysa GAP’ı 4-5 tane uluslar arası yatırım holdingiyle anlaşıp süratle tamamlanmak üzere Yap-İşlet-Devret (YİD) modeliyle onlara verelim. Yanlarına yerli partnerlerini de alsınlar. Sulama kanalları, barajlar arazi toplulaşmasını sağlasınlar.  Contrat Farming yani sözleşmeli çiftçilik modeliyle, köylüyle arazi sahibiyle anlaşılır, Tarım kredi kooperatifleri de işe ortak olsun.30-40 yıllığına da bu arazileri işletsinler. Buralarda yüzlerce entegre et ve süt tesisleri kurulacak. Pınar, Maret, Aytaç, Sütaş vb. daha pek çok kuruluşa burada yerler verilecek. Ceylanpınar tarzı devlet üretme çiftlikleri bu yatırım holdinglerine uzun dönemli tahsis edilecek. Öncelikle soya ziraati yapılacak, çünkü soya yem olarak çok önemli. Soğuk hava depoları, dondurucular, şoklama tesisleri kurulacak. Cumhurbaşkanına da  bahsettim, polise taş atan çocukları alıp çocuk mahkemesinde yargılayıp salıyorlar.  Oysa TRT Şeş’te açık ilköğretim programı başlatıp, bu çocukları en azından ilköğretim diploması alacak düzeye getirebiliriz. Sonra da tarım eğitimi, ziraat teknisyenliği vb. üç-dört aylık meslek kurslarından sonra bu tesislerde işletmelerde en az 1 milyon kişiyi istihdam edebiliriz. Bölgenin yapısıyla uyumlu, entegre endüstrileşme sayesinde soruna çok farklı bir çözüm getirilebilir böylece. Bunu yapmak mümkün, buradan elde edilecek üretimi de gıda endüstrisi ihracatıyla öncelikle Körfez Bölgesi ülkeleri, ardından Hindistan, Çin vb. ülkelere olarak ihraç edeceğiz. Hindistan’da insanlar günlük öğünlerini birden ikiye çıkarttılar dünyada gıda fiyatları patladı. Yabancı medyanın manşetinde bu haberler var. Çin ve Hindistan’da yeme-içme alışkanlıkları değiştikçe dünya gıda piyasasında fiyatlar katlanıyor.
 
İşte üç proje, 3 milyon kişiye istihdam, milyarlarca dolar gelir. Türkiye şu anda bile Avrupa’nın ilk 3-4 ekonomisi arasına kısa sürede girebilir. “  
Bu haber 15987 defa okunmuştur.
Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...    
  Toplam yorum 0   Onay bekleyen 1  


Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

  Bu kategorideki diğer haberler


AKP, bütçe açığı için SALMA VERGİ uyguluyor

Cindoruk:İktidarın Medyaya yaptığı bir Siyasi Cinayettir.

TRT Şeş`e karşılık, ROJ TV kapanacak!
»  Hedefimiz 2012`de 1 milyar dolarlık ihracat ve kapasitemizi katlamak!
»  Türkiye ILO`da kara listeye girebilir
 

 
 
Erdoğan ‘erken seçime hayır’ derse, Bahçeli ittifakı bozar mı?
 
Zülfikar DOĞAN
 
 
Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, Bülent Ecevit'e minnettar
 
Duransel DOĞAN
 
 
Eşsiz Önder ATATÜRK!..
 
Talat SARAL
 
 
Epifiz Bezini En Çok Aktive Eden Madde Olan Manna
 
Yaşar ÖZKAN
       
  5,4619   6,1927  
       
  92,839   212,4597  
  Ankara
Pazar Pazartesi Salı
5 / 15 °C 2 / 16 °C 1 / 15 °C
CHP’de değişim ve kurultay tartışmalarıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?
Gerek yok, Kemal Kılıçdaroğlu devam etmeli. Parti tüm enerjisini Yerel Seçimler için kullanmalı
Muharrem İnce CHP’nin başına geçmeli
Yerel Seçim öncesi Kılıçdaroğlu ve İnce uzlaşarak güçlerini birleştirmeli
Kurultay ve Değişim zorunlu, Kemal Kılıçdaroğlu aday olmamalı
Hiç ilgilenmiyorum
 Sonuçları göster     Tüm anketler   
20/10/2018 17/10/2018
08-25-29-31-41-47 06-18-19-26-27-05
18/10/2018 22/10/2018
04-16-25-28-36-39 01, 09, 14, 15, 20, 22, 25, 27, 30, 31, 34, 38, 40, 43, 46, 52, 54, 58, 66, 67, 73, 74
Koç 21 Mart - 20 Nisan
Bugün oldukça aktif bir yapı sergiliyorsunuz. Henüz oluşturamadığınız olayların alt yapısı üzerinde çalışmalar yapıyorsunuz. ...
 
 
         
         
  Kor Haber'de yayınlanan içerik kaynak belirtilmeden kullanılamaz.  Kaynak belirtilerek yayınlanan içerik ilgili kaynağa aittir ve kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi / kuruma aittir. Başka kaynaklardan alınan içerik ve site yazarlarına ait yazılardan dolayı Kor Haber sorumlu tutulamaz.   RSSiGoogle'a EkleFacebook'ta Korhaber