IMF’den yapılan açıklamada da “Türkiye ile stand-by gündemimizde yok” denildi.
Böylece Türkiye, “Kopar zincirlerini Gülsarı” misali, yıllardır boynuna takılı olan “IMF tasmasından” ve ayağına bağlanan “IMF prangasından” kurtuldu. Kurtuldu da IMF başkanı Strauss-Kahn adeta tehdit edercesine bir açıklama ile dünya ekonomisine gözdağı verdi: 2. Kriz yakında daha ağırı geliyor, hazır olun!
Yani tercümesi “Türkiye ve Türkiye gibi ülkeler fazla sevinmeyin, sizi öyle bir kapımıza getiririz ki, süründürürüz”
Türkiye ekonomisi bir anlamda “özgürlüğüne kavuştu” denilebilir. Ancak çok pahalı bir özgürlük oldu bu. 10 Yıldan bu yana esir alınmış bir ekonominin, hükümetlere “dikte” edilen, mali, finansal, sosyal, programların sonucunda Türkiye ekonomisi ve insanları “takatsiz” kaldı. Ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, IMF sonrası dönem için “cesaret” çağrısı yaptı. Çünkü yıllardır Türkiye’nin ekonomik-sosyal-finansal “özgüvenini” öylesine kırdı ki IMF ve kardeş kuruluşu Dünya Bankası, sanki şu anda Türkiye ekonomik hürriyetin tadını unutmuş durumda. Herkesin kafasında bir “acaba” var. IMF’siz ayakta durabilir miyiz sorusu akıllara, beyinlere nakşolmuş durumda.
Bunu Türkiye gerçekten yapabilir. Hem de alâsını yapabilir. Ama ekonomiyi yöneten bakan bile “cesaret” çağrısı yapıyorsa, bu öncelikle ekonomiyi yönetenlerin cesaret eksikliklerinin sinyali değil mi? Dış Ticaretten sorumlu Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, televizyonlarda “İstersek IMF’ye kalan borcu da bir defada ödeyebiliriz, yıllardır IMF’de çalışanların maaşını Türkiye ödüyor” diyor.
Bu sözleri duyunca, Babacan ve Çağlayan’ı dinleyince sanki ülkeyi, ülke ekonomisini onlar değil de başkaları yönetiyormuş gibi hissediyor insan. Ey Bakanlar, öyle “bakıp” durmayın, gereğini yapın o zaman! Elinizi tutan mı var? Madem bir defada kalan borcu ödeyip, 2013’e kadar olan süreyi bugünden kazanmak mümkün daha ne bekliyorsunuz? Bakın Brezilya yıllar önce bunu yaptı, IMF’nin parasını peşin verdi, ekonomisini IMF boyunduruğundan kurtardı, şimdi dünyanın en sağlıklı en hızlı büyüyen ekonomisi. Kendi ekonomik kararlarını, ekonomisinin gereklerini kendi iradesiyle uygulamanın sonucu bu işte!
Rusya da aynısını yaptı. 2008’de bitecek anlaşmayı, borcu peşin ödeyip, 2005’te bitirdi ve ekonomisinin dizginlerini IMF’nin elinden aldı. Rusya da şimdi tıpkı brezilya gibi hızla refaha zenginliğe gidiyor. O zaman madem böyle bir imkân var, Türkiye tamam yeni anlaşma yapmıyor ama, neden hâlâ kalan borcu ödemek için 2013’e kadar IMF’nin ekonomik denetimini kabul ediyor. Neyi bekliyor? Bakan Çağlayan’ın deyişiyle, neden IMF’de çalışanların maaşlarını 2013’e kadar ödemeye boyun eğiyor?
Bakmayın siz bakanların böyle pam-pum attıklarına. Pamuk Osman’da böyle atar. Demek hâlâ akılların bir köşesinde “ekonomik korku” ve tedirginlik var. IMF’yi fazla da kızdırmak istemiyorlar. Çünkü tablo ortada.
IMF bitti ama, 10 yıldır Türkiye’ye uygulatılan ekonomik esaret politikalarının, programlarının sonuçları ortada. Bu tablo işte o yanlış, Türkiye ekonomisini “teslim” alma, “namerde muhtaç bırakma” stratejilerinin sonucu.
İşsizlik almış başını gidiyor. Türkiye işsizlikte dünyanın ilk 2-3 ülkesi arasına girdi. TÜİK’in açıklamasına göre, 2009’un işsizlik rakamı yüzde 14! Bu yıl ne olur Allah bilir. Tahminler yüzde 16’ya kadar tırmanacağı yönünde.
İşi olmayan insan özgür olabilir mi? IMF gidiyor, IMF anlaşması bitiyor ama, geride bir ENKAZ bırakarak.
BDDK’nın Türk Bankacılık Sektörü raporuna göre, bankalardaki 67 milyon 750 bin mevduat hesabında yatan 485 Milyar liranın yarısına yakını yani 204 milyar lirası sadece 28 bin kişiye ait. Yani Türkiye’nin zenginliğinin, 72 milyonun varlığının yarısı 28 bin kişinin. Kalanı da 71 milyon 972 bin kişinin. Böylesi bir zenginlik farkı, gelir dağılımı uçurumu, refah farkı işte 10 yıldır uygulanan IMF politikalarının eseri.
1 Milyon lira ve üzerindeki hesapların sahibi 28 bin kişi aynı zamanda IMF politikalarının Türkiye Hazinesi’ni içine soktuğu ağır borç yükü ve yüksek faiz sarmalının da NEMASINI yiyorlar. Öyle milyarlarını uzun vadeli değil, sadece 1-3 aya arasındaki vadelerde yatırıyorlar. Hem de yüksek FAİZ alıyorlar. Madem IMF parasını bir defada peşin ödeyecek gücü var Türkiye’nin ne diye bu kadar yüksek faiz yüküne katlanıyor?
Üstelik bırakın gelir dağılımı uçurumunu, bir tarafta toplam mevduatın yarısı 28 bin kişinin hesabında yatarken, kalan 71 milyon 972 bin kişi, borçla, kredi kartıyla, ferdi kredi ile ayakta durmaya çalışıyor. En ağır faizleri ödemek zorunda kalıyor ama yine de çark dönmüyor.
Merkez Bankası’nın açıkladığı verilere bakarsanız bu yılın Ocak ayında kredi kartı borcunu ve ferdi kredi taksitini ödeyemeyenlerin, sayısı 120 bin kişi olmuş. Bu sadece 1 aylık sayı. Oysa 2005’in tamamında bu sayı 90 bin kişi, 2006’da tüm yılda 124 bin, 2009’da 1 milyon 754 bin, 2010 yılının bir ayında 120 bin kişi. Haydi 2009 kriz yılıydı diyelim. Hani kriz Türkiye’yi teğet geçmişti ya, ne olacak bankaların kara listesine 1 milyon 754 bin kişi feda olsun.
Fakat “kriz bitti” diyen, ekonomi bakanı, hazine bakanı, dış ticaret bakanı ve de Başbakan bundan bihaber mi? Yani kriz bittiyse bu yılın sadece bir ayında kredi batağına saplananlar 2005, 2006 yıllarının tamamından fazlaysa bu nasıl ekonomik düzelme?
İşte yıllardır, IMF politikalarına boyun eğmenin, IMF’ye “Hayır” diyememenin sonuçları bunlar. Bakmayın siz, ülkeyi ve ekonomiyi yönetenlerin şimdi efelenmelerine. Onlar da artık, bıçağın kemiğe dayandığını gördüler, IMF’ye mecburen “kusura bakma” dediler.
Fakat iş işten geçti artık. IMF her şeyi tahrip etti, insanların umudunu tüketti, hayatları yok etti ve şimdi de gitti.
Ekonomiyi yöneten Başbakan Yardımcısı ürkek bir mesaj veriyor: Cesur olalım, IMF bitti!
Tamam IMF bitti ama, ya bu tablo kimin eseri?
|