U2 Türkiye`de!

U2 En büyük stadyum konserlerinden birisi için İstanbul`a geldi...
U2 Türkiye`de!

Gemma Atkinson, yine büyüledi!

Ünlü İngiliz model, şaşırtmaya devam ediyor...
Gemma Atkinson, yine büyüledi!

O tecavüz ve cinayet için 2 çocuk tutuklandı!

Kaçırılıp, tecavüz edildikten sonra öldürülen 12 yaşındaki kız için.....
O tecavüz ve cinayet için 2 çocuk tutuklandı!
25.01.2010

Tekel işçileri, mahşerin direnişçileri...


Tekel işçileri, mahşerin direnişçileri, direniyor, direniyor, direniyor…

Özelleştirilip yaşamına son verildikten sonra, son bir darbeyle yeryüzünden, yurt sathından silinmesine karar verilen TEKEL Tütün Depoları’nda çalışan 12 bine yakın işçi iki aya varan bir süreden bu yana direnişte.
 
Karda, kışta, eksi 15 derece soğukta aç, bilâç, çadırlarda direniyorlar. Hak, rızık, istikbal ve emek mücadelesi veriyorlar.  Medya, gazeteci katili, meslektaşlarının canını alan Mehmet Ali Ağca’ya gösterdiği ilginin onda birini bile göstermiyor Tekel işçilerine, esirgiyor. Ya da Demet Akalın’ın kına gecesi, Paris Hilton’un partilerde dağıtıp elbisesinin kolunun yırtılması kadar bile haber olamıyor direnişçi işçiler.
 
Türk-İş Genel Merkezi’nin önünde, Sakarya’daki direniş çadırına şimdi de Valilik takmış kafayı. “Sokakta yatıp kalkıyorsunuz, etrafı rahatsız ediyorsunuz, şehri kirletiyorsunuz” diye o mıntıkayı terk etmelerini boşaltmalarını istemiş işçilerden.
 
Aslında Türkiye yıllardır unuttuğu bir şeye tanık oluyor Tekel işçilerinin direnişiyle. Bundan 20-30 yıl önce işçi hareketi, sendikalar öylesine güçlüydü ki bu ülkede, aynı zamanda örgütlü toplumun, birlikten güç doğmasının, emeğin-alın terinin ekonomiden, ülke kazancından, milli gelirden hak ettiği payı almasının kaleleriydi sendikalar.
 
O yüzden de gazetelerde, sadece işçi-sendika haberlerinin yer aldığı emek, çalışma hayatı vb. sayfalar vardı. Tıpkı ekonomi, parlamento, başbakanlık, dış politika muhabirleri gibi, her gazetede birkaç tane sendika muhabiri görev yapardı. Tıpkı, siyaset, diplomasi, ekonomi yazarları gibi, işçi-sendika-sosyal politika, çalışma hayatı yazarları vardı. Bugün tümden kalktı bu sayfalar, uzmanlık dalı. 
 
En güçlü silahları grev, örgütlü mücadele, toplu sözleşme vb. hakları 12 Eylül 1980 ihtilaliyle öylesine törpülendi ki, sendikaların kolları-kanatları öylesine kırıldı ki, işçi sendikalarının, konfederasyonlarının üzerine öylesine gidildi ki, sendikalı olmak adeta suç, sendikaya üye olmak hainlik, hak aramak utanç, yüz kızartan bir talep haline geldi.
 
12 Eylül paşalarının daha 13 Eylül sabahı yaptıkları ilk iş, yayınladıkları ilk Milli Güvenlik Konseyi bildirisi siyasi partileri, meclisi, işçi sendikalarını kapatmak, grevleri yasaklamak, toplu sözleşme hakkını askıya almak oldu. Askeri bir yaklaşımla “Tek tip sözleşme” sistemine geçildi, üç yargıçtan oluşan Yüksek Hakem Kurulu’na tüm toplu sözleşmeleri imzalamak yetkisi verildi. Bu sözleşmelere itiraz hakkı da kaldırıldı.
 
Sonrasında da zaten ANAP dönemi askeri yönetimden sivil yönetime geçinceye kadar, sivilleşinceye kadar bu uygulamaları sürdürdü. Çalışma hayatına, sendikalara, işçi haklarına dönük askeri yönetim düzenlemeleri, iktidarların, işverenlerin de işine geldi. Aynen sürdürdüler uygulamaları. Yasaları değiştirmek işlerine gelmedi. AB İçin pek çok yasal düzenleme yapıldığı halde, AB’nin ve İLO’nun (Birleşmiş Milletler Uluslar arası Çalışma Örgütü) tüm uyarılarına rağmen sendikalar, grev ve lokavt, iş yasası vb. yasalarda 12 Eylül izlerini yok edecek adımları atmaktan kaçındılar 30 yıldır. Hatta İLO’nun “kara listesine” girmek pahasına, bu yasaları getirmediler TBMM gündemine.
 
İşverenler de bu durumu fırsat bilip sendikaları tasfiye etti işyerlerinden. Çalışanlarını da baskıyla istifa ettirdi sendika üyeliğinden.  20-30 Yıl önce Türkiye’de örgütlü, sendikalı işçi sayısı bugünkünün üç-dört katıydı.
 
Medyada, sendikasız gazeteci, toplu sözleşme imzalanmayan (Haldun Simavi’nin Günaydın’ı hariç. Kemal Kınacı medyadaki sendikasızlaştırma operasyonlarının fikir babasıydı) gazete, işyeri yoktu. Bu yüzden de gazeteciler, muhabirler ekonomik açıdan bugünkünden kat kat iyi konumdaydı. Maaşlar, mesailer, 4-6 maaş ikramiyeler, gece ve hafta sonu çalışma paraları, izin paraları, sosyal haklar vs.
 
Bugün medyada çalışanların çoğu o günleri unuttu bile. Ama asıl patronların söylediklerini baskıyla kendi meslektaşlarına uygulayan gazeteciler, yaptı mesleğe en büyük kötülüğü.
 
Neyse dönelim biz yine konumuza. İşte Tekel işçileri Türkiye’nin yıllardır unuttuğu bu örgütlü, sendikal mücadeleyi yaşatıyor, sergiliyor, sürdürüyor. Patronların korktuğu da belki bu. Tekel işçilerinin örnek olması, sendikaların, işçi hareketinin yeniden eski günlerine dönmesi. Başbakan “yan gelip yatanlara para vermem” diyor. Diyor da yan gelip yatmayı o insanlar istemedi ki! Tütün depolarını kapatma kararı alan hükümet. O insanları işsiz bırakan hükümet. Oysa o insanlar çalışmak istiyorlar. Aldıkları parayı hak etmek istiyorlar.
 
Yapılan düzenleme ile getirilen 4-C diye uyduruk bir kadro ile bu insanlar yıllardır elde ettikleri kazanılmış haklarından vazgeçmeye, bugün aldıklarının yarısı kadar bir parayla devletin göndereceği herhangi bir yerde hademe, müstahdem, çaycı, odacı olmaya zorlanıyorlar.
 
Devlet zaten Türün üreticisini terk etti. Türkiye sigara pazarını yabancı sigara tekellerine terk etti. Sigaraya zammı bastırıp, vergisini alıp çekiliyor kenara. Meydan uluslar arası sigara tekellerine ve zam nedeniyle yükselen fiyatlardan ötürü sigara kaçakçılarına kalmış durumda. Şimdi tütün depolarını da kapatıyor devlet. 12 Bin işçiyi kapı önüne koymak pahasına. Oysa devletin bedava dağıttığı milyonlarca ton kömürün hazineye, Türkiye Kömür İşletmelerine (TKİ), Türkiye Taş Kömürü Kurumu’na (TTK) Devlet Demiryollarına (TCDD) getirdiği yük, yazılan görev zararı, Tekel işçilerine ödenen maaşın kat kat fazlası ve bunu hepimizin cebinden alıyorlar.
 
Tekel işçilerinin yılmadan sürdürdüğü direniş, o yüzden ülkeyi yönetenleri, işverenleri, sendikasız-örgütsüz işçiyi çalıştırıp istediği zaman işten atmayı alışkanlık haline getirmiş patronları ürkütüyor. Yıllardır unutulmuş bir şeyin hatırlanması, örnek olması, diğer işçilerin bundan ilham alması rahatsız ediyor.
 
Ama Tekel işçileri, mahşerin direnişçileri, direniyor, direniyor, direniyor…
 
Direniş çadırında, ellerindeki transistörlü, miyadı dolmuş radyoda Alpay’ın Fabrika Kızı şarkısı çalıyor;
 
Gün doğarken her sabah/ Bir kız geçer kapımdan/ Köşeyi dönüp kaybolur/ Başı önde yorgunca
Fabrikada tütün sarar/ Sanki kendi içer gibi/ Sararken de hayal kurar/
 
Bütün insanlar gibi…
 

Yazarın Diğer Makaleleri
KORHABER Seviyenin Adresi
ANKARA bugün...
ANKARA bugün...
Site İçi Arama
Özel Arama
Zülfikar DOĞAN
Duransel DOĞAN
Haluk DERİNÖZ
Tahir ATUN
Yaşar ÖZKAN
İlke ATİK
Cumhur BORATAV
Buket TÜRKYILMAZ
Ulvi Ruşen ÇEVİK
PİYASALAR
Döviz Altın Döviz
KORHABER Seviyenin Adresi
Günlük Burç


ÖNE ÇIKAN HABERLER

           Bugün

           Dün

           Son
           7 gün


SON EKLENEN HABERLER

           Bugün

           Dün

           Son
           7 gün


EN ÇOK YORUMLANAN HABERLER

           Bugün

           Dün

           Son
           7 gün


KORHABER - ANKET
Bedelli askerliğe EVET mi HAYIR mı?
Evet
Hayır
Fikrim yok
İlgilenmiyorum


FİKİR VE ÖNERİLERİNİZİ BİZE YAZINIZ

KORHABER