14 Kasım 2018 Çarşamba   |   Giriş sayfam yap   |   Favorilere ekle   |   Gazete Manşetleri   |   Künye   |   İletişim   |   Sitene haber ekle   |   RSS    Üye Ol    Şifremi Unuttum
Üye Girişi
Zülfikar DOĞAN

korhaber@korhaber.com   
Tükenmez Kalem  
Erdoğan ‘erken seçime hayır’ derse, Bahçeli ittifakı bozar mı?
 E-posta ile gönder Yazdır Facebook Google TwitThis StumbleUpon del.icio.us Reddit NewsVine Ma.gnolia Technorati Digg Mixx
17 Nisan 2018 Salı   Yazı Boyutu

Ekonomi tıkandı;  erken seçim dışında seçenek kalmadı

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli 2002’de DSP-MHP-ANAP koalisyonundaki “erken seçim” talebiyle yolunu açtığı AKP’ye yönelik siyasi misyonunun nihai aşama senaryosunda bir kez daha devreye girerek 2018 Türkiye’sinde başkanlığı öne çekmek için 26 Ağustos 2018’de erken seçim çağrısı yaptı.

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın Bahçeli’nin çağrısının üzerinden dakikalar geçmeden “Bu çağrıyı yetkili kurullarımızda değerlendiririz” açıklamasını yapması, “Taktik-stratejik ve planlı bir AKP-MHP senaryosunun” hazırlandığı şekilde yürürlüğe konulduğunu gösteriyor.

MHP-AKP arasında öteden beri hazırlanan ortak senaryonun ilk aşaması parti içi muhalefetin Bahçeli’yi devirmeye kalkması ve olağanüstü kurultayı toplama sürecini başlatması karşısında, yargı eliyle Bahçeli’yi kurtaran Erdoğan’ın “başkanlık” talebinin yaşama geçirilmesiydi.

Bahçeli, bu pazarlık doğrultusunda 2016 Ekim’inde başkanlık sistemine geçiş için anayasa değişikliği çağrısı yaparak, referandum önerdi ve destek vereceklerini ilan etti. 16 Nisan referandumunda Evet cephesinde AKP’ye destek veren Bahçeli, ödülünü seçim yasası değişikliğiyle ittifakların yolunun açılması ve baraj altında kalmaktan kurtarılarak aldı.

Bu güvenceden sonra, Bahçeli üstlendiği görevin yeni aşaması için artık siyasi kulislerde sürpriz olmayan çağrısını gerçekleştirdi: Erken Seçim!

Bahçeli “Türkiye Düşmanlarının” yolunu kesmek için dile getirdiğini savunduğu erken seçim teklifini şu sözlerle açıkladı:

“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi henüz tam devreye girmedi. Türkiye'nin 3 Kasım 2019'a kadar dayanması kolay değildir. 3 Kasım 2019'u beklemek mümkün değildir. Takdir hakkımızı seçimin erkene alınmasından yana kullanacağız. Teklifimiz şudur; 26 Ağustos 2018 günü Türk milleti yeni bir zafer ruhuyla sandığa gidip hem cumhurbaşkanını hem de milletvekili genel seçimiyle Türkiye düşmanlarına gereken dersi vermesi en makul yoldur."

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hemen Bahçeli’ye randevu vermesi bu açıdan dikkat çekici. Bugüne kadar sürekli şekilde “erken seçim gündemimizde yok, seçimler zamanında yapılacak” diyen Erdoğan ve AKP sözcüleri Bahçeli’nin teklifine pek de şaşırmamış göründü.

Cumhur İttifakı kurulduğu andan itibaren erken seçim siyasi gündemin ilk sırasına yerleşmiş durumdaydı.  Tarih olarak yaygın şekilde Ekim-Kasım ayı dillendiriliyordu. Diğer yandan AKP’nin devam eden il-ilçe kongrelerinin Eylül’de tamamlanması planlanmışken, öne alınması ve olağan kongrenin Haziran sonunda yapılmasının öngörülmesi de bir başka işaretti.

“AKP’nin anketçisi” olarak nitelendirilen ANAR’ın Genel Müdürü İbrahim Uslu’nun, iki hafta önce verdiği mülakatta erken seçim teklifinin MHP’den gelmesinin “makul” olduğunu belirterek,  tarih olarak da Kasım ayını işaret etmesi ile süreç daha netleşmeye başladı.

Ancak erken seçimi asıl zorlayan, 2019’un Mart ve Kasım’ını bekleme konusunda hükümetin takatini zorlayan gelişmeler dış politika ve ekonomide belirginleşmeye başladı.

Suriye’de ABD ve Rusya arasında sıkışan, Putin ile Trump arasında savrulan hükümetin, YPG’ye 5 bin TIR silah göndermekle suçladığı Trump’a, Elysee sarayında PYD-YPG heyetini kabul ettiği için “Cehenneme kadar yolun var” dediği Macron’a  14 Nisan’daki Suriye bombardımanında destek vermesi, memnuniyet açıklaması yapması, savrulmanın zirvesini oluşturdu.

26 Mart’taki Varna Zirvesi ile AB ile ilişkileri normalleştirme, Vize serbestisinde kazanım elde etmeyi uman Erdoğan, aksine OHAL, düşünce ve ifade özgürlüğü, yargı bağımsızlığı vb. konularda eleştiriler ve uyarılarla karşı karşıya kaldı. Açıklanacak AB ilerleme raporunun bugüne kadar Türkiye’ye yönelik en ağır eleştirileri içerdiği kulislere sızdı.

İçeride ise hükümete yakın olanlar da dahil, tüm kamuoyu araştırma şirketlerinin anketlerinde AKP-MHP ittifakının yüzde 50+1’e ulaşamadığı yüzde 43-47 arasında takıldığı ortaya çıkıyor.

Afrin operasyonunun  seçmen ve oy katkısının olmadığı, halkın birinci gündeminin ekonomik sıkıntılar, yoksullaşma, işsizlik, enflasyon, zamlar, hayat pahalılığı, toplumsal gerilim, sürekli kaos, çatışma ve savaş söylemlerinin yarattığı bezginlik olduğu açığa çıkıyor.

Açıklanan 135 milyar TL’lik süper teşviklere rağmen, ekonomide, piyasalarda, döviz kurlarında , enflasyonda, beklenti anketlerinde olumlu bir yansıma, heyecan gözlenmiyor.

Yüzde 7,4’lük 2017 büyüme hızına rağmen, aksine milli gelirin 2016’ya göre 12 milyar dolar düşüş göstermesi, kişi başına düşen milli gelirin 2008’deki finansal kriz döneminin de altına inerek 10 bin 597 dolara gerilemesi, 2013’e göre ise yaklaşık 2 bin dolar azalarak reel anlamda yoksullaşmanın açığa çıkması ekonomide dibe doğru yol alındığını gösteriyor.

Türk Lirası’nın değer kaybının hızlanmasıyla dolar ve euronun hızlı yükselişi, alım gücünün düşmesi domatesin kilosunun 2 dolara yaklaşması, akaryakıta haftada bir, elektrik ve doğal gaza 2-3 ayda bir zam yapılması tepkileri, kitlesel öfkeyi büyütüyor.

2017’deki yüksek büyümeye rağmen, TOBB’un açıkladığı açılan-kapanan şirketlerle ilgili istatistiklere göre, şirket kapanmalarının, iflasların 2011’den bu yana geçen yıl en yüksek düzeye ulaşması, hükümetin çizdiği pembe ekonomik tablonun halkın, iş dünyasının, Pazar ve marketin gerçekleriyle örtüşmediğini işaret ediyor.

Özel sektör borçlarının tarihin en yüksek düzeyine ulaşarak 336 milyar dolar tutarına yükselmesi yanında, bu tutarın 72 milyar dolarlık kısmının bu yıl ödenecek olması kurlardaki yükselişle beraber, şirketleri borçlarını çeviremez konuma getirdi. Ülker, Doğuş Holding gibi dev şirketler bankalarla borç yapılandırması için masaya otururken, on binlerce küçük ve orta boy işletme ise çaresiz. Çıkarılan sicil affına rağmen 17 milyon KOBİ, küçük işletme bireyler bankaların kara listesinde ve krediye ulaşım olanağı yok.

Tarımda, hayvancılıkta tablo vahim. İthalata bağımlı ihracattaki artışa rağmen dış ticaret açığında ve cari açıkta makas açılıyor.

Sonuç olarak dış politikadaki gibi ekonomideki tıkanıklık daha da ileri boyutta. Giderek de ekonomik memnuniyetsizliğin seçmene, oy tercihlerine yansımasının ağırlığı artacak.  Bu riski beklendiği gibi iktidar ve müttefiki MHP göze alamayacaklarını gömüş durumdalar. Şu anda bile yüzde 50+1’i yakalayamazken, süreç ilerledikçe, ekonomik gidişatın etkisiyle, oylardaki gerileme daha da hızlanacaktır.

Bahçeli’nin gündeme getirdiği 26 Ağustos tarihi oldukça sıkışık bir tarih. TBMM’den çıkarılması gereken Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi uyum yasalarının çıkarılması, araya giren iki dini bayram (Şeker ve Kurban bayramı tatilleri), TBMM’nin 1 Temmuz’da tatile girip girmeyeceği, Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) bu sıkışık seçim takviminde son çıkan ittifak yasasındaki tüm düzenlemeleri yetiştirmekte zorlanabileceği vb. sorular yanıt bekliyor.

Diğer yandan olası seçimi kaybetme riskine karşı Cumhurbaşkanı Erdoğan şayet erken seçime olur derse bu kez önümüzdeki 1,5 yıla yaklaşan görev süresinden feragat etmek zorunda kalacak. Kaldı ki Erdoğan daha önce erken seçim tartışmaları sürerken, “Bu tartışmaları yaparken benim görev süremi de dikkate alın, süremi sonuna kadar kullanmak istiyorum” demişti.

Bahçeli’nin erken seçim çağrısını gündeme getirme konusunun pazartesi günü MHP başkanlık divanında ele alınarak kararlaştırıldığını açıklayan Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, milletvekilleriyle yapılan Kızılcahamam Kampı’nda da konunun gündeme geldiğini ifade etti.

MHP’nin en kritik handikaplarından birisi Meral Akşener ve İYİ Parti’nin yükselişi. Şayet seçimler 3 kasım 2019’da yapılacak olursa, MHP’deki erime iyice hızlanacak. Örgütlerdeki İYİ Parti’ye kaymalar sürerken, kopmalar büyüyecek.

Bahçeli 31 Mart 2019’daki yerel seçimlerde ülkede siyasi gerilimin, kamplaşmanın ve ülke üzerindeki oyunların büyüyeceğini, bundan 7 ay sonra yapılacak Milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri için ortamın kötüleşerek, riskli hale geleceğini savunarak erken seçim çağrısını gerekçelendiriyor ve “ Bu şartlarda Türkiye’nin 3 Kasım 2019’u beklemesi mümkün değil” diyor.

Bu arada Erdoğan’ın kurmaylarıyla toplanarak, Bahçeli ile yarınki görüşme öncesi durum değerlendirmesi yapmaya girişmesi dikkat çekti. Kulislere yansıyan kimi bilgilere göre, Erdoğan da Bahçeli’nin çağrısına şaşırdı. Başka değerlendirmelere göre ise Erdoğan’ın seçim takvimi konusunda Bahçeli’ye yönelik alternatif seçim takvimleri üzerinde durduğu yönünde.

Bahçeli “Biz teklifimizi yaptık AKP değerlendirsin” derken aslında üstü örtülü bir şantajın da mesajını veriyor gibi.

Partisinin hızla eridiğini gören MHP lideri AKP’yi erken seçime ikna edemezse ne yapacak?

 İşte sorunun bam teli burası. 2002’de DSP-MHP-ANAP koalisyonunda  kendisinin ve partisinin dışlanmaya çalışıldığını, alternatif bir MHP’siz hükümet planlandığını savunarak 3 Kasım 2002’de erken seçimi gündeme getiren Bahçeli daha 1,5 yıllık görev süresi olan koalisyonu bitirdiği gibi AKP’nin de yolunu açmıştı.

Koalisyonu oluşturan üç partinin de baraj altında ve TBMM dışında kalmasına yol açan Bahçeli’nin erken seçim çağrısının bir başka versiyonu yeniden gündemde.

Bahçeli şayet Erdoğan ve AKP’den erken seçim çağrısına olumlu yanıt alamazsa, 2019 Kasım’ına kadar MHP’nin tümüyle eriyip tükenmesinin önünü kapatmak için yeniden muhalefet olmaya, Erdoğan ve AKP’ye sert muhalefet ederek seçmen tabanını konsolide etmeye yönelebilir.

Sözün özü, Bahçeli bu çıkışının karşılıksız kalması halinde İYİ Parti’ye, AKP’ye kaptırdığı seçmenlerini geri kazanmak için tüm gemileri yakabilir, Cumhur İttifakı’nın “bittiğini” ilan edebilir.

2002’de rahmetli Ecevit’e yaptığının bir benzerini, Erdoğan ve AKP’ye yapabilir. Bahçeli’nin bugüne kadar en kritik dönemlerde yaptığı çıkışlar, Türkiye siyasetinde belirleyici dönüm noktaları oldu.

Şimdi de gidişatı görüp, Erdoğan’ı yanında yer almanın MHP’ye ve kendisine faturasını muhtemelen gördüğü için keskin bir U dönüşü ile ittifakı bozup, başka ittifaklara yelken açabilir.  Uçuk gibi görünse de bunu da bir kenara yazmak gerek.

 

 

 

 

 

  

Bu yazı 2801 defa okunmuştur. Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
  Toplam yorum 0   Onay bekleyen 0  


Yorumunuz editörlerimiz tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.
 

Bu yazı henüz yorumlanmamış...


 Yazarın Diğer Yazıları
 

 
 
Erdoğan ‘erken seçime hayır’ derse, Bahçeli ittifakı bozar mı?
 
Zülfikar DOĞAN
 
 
Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, Bülent Ecevit'e minnettar
 
Duransel DOĞAN
 
 
Eşsiz Önder ATATÜRK!..
 
Talat SARAL
 
 
Epifiz Bezini En Çok Aktive Eden Madde Olan Manna
 
Yaşar ÖZKAN
       
  5,4619   6,1927  
       
  92,839   212,4597  
  Ankara
Çarşamba Perşembe Cuma
5 / 15 °C 2 / 16 °C 1 / 15 °C
CHP’de değişim ve kurultay tartışmalarıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?
Gerek yok, Kemal Kılıçdaroğlu devam etmeli. Parti tüm enerjisini Yerel Seçimler için kullanmalı
Muharrem İnce CHP’nin başına geçmeli
Yerel Seçim öncesi Kılıçdaroğlu ve İnce uzlaşarak güçlerini birleştirmeli
Kurultay ve Değişim zorunlu, Kemal Kılıçdaroğlu aday olmamalı
Hiç ilgilenmiyorum
 Sonuçları göster     Tüm anketler   
20/10/2018 17/10/2018
08-25-29-31-41-47 06-18-19-26-27-05
18/10/2018 22/10/2018
04-16-25-28-36-39 01, 09, 14, 15, 20, 22, 25, 27, 30, 31, 34, 38, 40, 43, 46, 52, 54, 58, 66, 67, 73, 74
Koç 21 Mart - 20 Nisan
Bugün oldukça aktif bir yapı sergiliyorsunuz. Henüz oluşturamadığınız olayların alt yapısı üzerinde çalışmalar yapıyorsunuz. ...
 
 
         
         
  Kor Haber'de yayınlanan içerik kaynak belirtilmeden kullanılamaz.  Kaynak belirtilerek yayınlanan içerik ilgili kaynağa aittir ve kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi / kuruma aittir. Başka kaynaklardan alınan içerik ve site yazarlarına ait yazılardan dolayı Kor Haber sorumlu tutulamaz.   RSSiGoogle'a EkleFacebook'ta Korhaber