Düş Sokağında düşleyip düşlemedikleriniz
Düş Sokağında düşleyip düşlemedikleriniz

26 Ocak 2010 Salı  10:06

KORHABER-ÖZEL/
Duransel Doğan-Zülfikar Doğan
Diş Hekimi Ortodonti Uzmanı Dr. Yalçın Ergir ile düş sokağında buluşmak bir tesadüf değildi. Düş sokağın komşusu SARDUNYA CAFE’nin güzel insanları Harun Erol ve Tayfun Ayaş hep anlatırlardı, onu…
 
Sağolsunlar, Sardunya Cafe’nin  paylaşıma açık yürekleri sayesinde tanışmış, başarmıştık düş hekimi Ergir’le o derin söyleşiyi…
Kısacık o geceden bahsedelim, dilerseniz…
 
Biz Sardunya’nın bahçesinde lezzetle hazırlanmış yemeklerimizi yerken bir motor sesi ile coşar, bir rüzgar ile sallanır ve ardından kendi kendimize sorardık, “Kim acaba bu kadar hiperaktif ve bir o kadar nazik beyefendi?” diye…
 
Bir gün, iki gün, beş gün…
Onun motordan inişini bekleyip, kesmiştik yolunu, o gün! Aksi takdirde yine kaçırabilirdik, saniyeler arasında kaybolduğu tartışılmaz bir gerçek!
 
Neyse, yan bahçeden düş sokağa geçemeden karşısında bizi bulmuştu ve nezaketle durmuştu.
 
Hem de ayaz gecenin tam ortasında… Hem de “Merhaba, sizi bize çok anlattılar, bize vaktinizi ayırabilir misiniz? Sizinle bir söyleşi yapabilir miyiz?” şeklinde ani bir girişle…
 
İşte asıl söyleşi  o gece başladı, hiç soru sormadan, hiç konuşmadan, tamamen duygular işin içine karıştı ve dokularımızın tuttuğu mesajı alındı.
 
-      Elbette çok memnun olurum, müsait günüm ya Çarşamba ya da Cuma..
-      Ah sevindik, biz arayacağız.
 
Ve bizlerle tanıştığına memnun olduğunu söyleyerek hızla daldı düş sokağına…
 
Aynı gece düş sokağı çıkışı da gözlemlerimizden kaçmamıştı.
 
Evet Sevgili Korhaber Okurları,
Düş Sokağı Düş Hekimi Yalçın Ergir’in çok iyi bir Ortodonti Uzmanı olduğunu bilmeyen zaten yok, bu nedenle hekimlik boyutunu söyleşimize katmak istemedik.
 
İnsan olmanın zevkini ruhunun tüm derinliklerinde yaşayan Ergir’i diğer yönleriyle de sizlere hissettirebilirsek sanırız SÖYLEŞİMİZ  tamamlanır, layıkiyle…
 
“Bir insan hem mesleğinde başarılı hem de sosyal yönüyle doruklardaysa”, iyi okumak gerekli bu söyleşiyi…
 
Az sorulu, çok sohbetli söyleşimizin anlamı, her şeyin çok açık olduğundan kaynaklandı. Her şeyi görürsünüz ancak gördüklerinizin tercümesi onu yaşayan kişinin hissettikleriyse, doğru yoldasınız, tebrikler…
 
İşte Dr. Yalçın Ergir,
 
Ve bu fotoğraflar düş sokağından objektiflerimize sizler için alabildiklerimiz,
Siz-Biz olmaksızın bu ilginç söyleşi artık hepimizin!
 
***
 
Düş Sokağı’na gitmek için yola çıktığımızda Sardunya Kafe’nin bahçesinde soluklanıp, çaylarımızı içtik,
 
Sokağın yer aldığı apartmanın bir no’ lu dairesinin ziline bastık.
Apartman kapısı açıldı, daireye doğru yol aldık ve gerçek düş sokağı tabelası ile karşılaşınca durduk.

Vakit gelince, DÜŞ SOKAĞININ ZİLİNE BASTIK
 
Sokak düşlerimize açıldı, Yalçın Bey ve asistanı Buket Hanım nazikçe bize BUYRUN diyerek...
 
İlk izlenim:
Her şey birbirine destek, her destek bir duygu, onlar da adeta coşuyor bir faydaya dönüşüyordu.
 
Bir insan beyninin  bu kadar güzel şeylere çalıştığını görmek, bir parçadan bir başkasını üretmek inanılmazdı.
 
20 yıldır aynı adreste, düş sokağında mesleğini icra eden Yalçın Bey, muayenehanesinde bulunan her şeyi kendisi yapıyor!!!
 
Şaşırmayın, dişçi koltuğu bile Yalçın Ergir icadı ve üç mandalla çalışıyor. Soruyoruz, ne kadar orijinal, ne kadar sevimli bir iş yeriniz var? Hobi olarak mı başladı bu zevk, bu üretim? Yoksa mesleğinizin ürkütücü yanımı ortadan kayboluyor bu düzen bu buluşlarla? (Genelde dişçi koltuğuna oturmak pek kolay değildir ve ne yazık ki pek çoğumuz dişlerimizi kaybettikten sonra aklımız başımıza gelir)
Yanıtlıyor,
 
-      Avukatta olsaydım yine bu düzende olacaktı. Bizim çocukluğumuzda oyuncaklarımızı da kendimiz yapardık, nerde öyle arabalar, trenler..
 
Öyle- Böyle derken ruhuma işledi üretmek. Üretirken yeni bir şeyler öğrenmek çok keyifli…
 
Öğrenmek Rica Etmekten Kolay, bilgi yanıma kar kalıyor. Yolda öğrenmek daha kolay, hep rica edersen ne öğrenir ne üretirsin…
 
Peki hastalarınızın tepkisi nasıl oluyor, bu kadar ilginç bir o kadar heyecan verici ortamı yadsıyorlar mı?
 
-      Hastalarım bilerek geliyor, hatta bir sonraki gelişlerinde kendilerinden de bir parça katıyorlar… Paylaşım “sevgi” olunca, eşyalar, ortam sizden bir parça oluyor
 
Tek tek inceliyorduk, masa – sandalye – lavabo – kitaplar - resimler anlayacağınız Ergir imzalı her şeyi…
 
Her durduğumuz karede üçlü dönüyorduk, biz arkasında o önümüzde o karenin hikayesini dinliyorduk.
 
Pek tabi canlı - cansız her şeyin bir hikayesi vardır bilirsiniz. Ama Yalçın Bey’in hikayelerini dinlerken öyle büyük bir keyfe dalıyorsunuz ki, çünkü o anlatırken yaşıyor da… Gözlerinden akan yaş değil, mutluluk ve yaşam keyfi… Yaşamı yaşamak istediği biçimde yaşıyor olmanın sevinci.
 
Düşünün varsınız ama yaşamak istemediğiniz bir yaşamın içindesiniz. Hayat hiç çekilmez değil mi?
 
Devam ediyoruz, durduk terazinin önünde… Dinliyoruz,
 
-      Bu terazi hem tartar hem musluğu çalıştırır. Ne kadarlık suya ihtiyaç varsa o kadar gram koyduğunuzda su akmaya başlar.
 
Düşünebiliyor musunuz terazi ile açıp-kapadığınız bir tulumbayı ve su sistemini?
 
Biz düşünebiliyoruz, üretim ve potansiyel varsa insanoğlunun yapamayacağı hiçbir şey yoktur, yeter ki o yolda yürümek isteyin.
Döndükçe yeni bir buluş, yeni bir dinleti… Başınız şişmiyor - dönmüyor ancak bir soru bu kez bizlere geliyor.
 
-      Ne içersiniz, çay-kahve ya da soğuk bir şey?
 
Çay istiyor ve teşekkür ediyoruz, adeta bir dünyanın sığdığı masasının yanındaki koltuklara oturuyoruz.

Bu kez asistanını çağırmak için  bir fareye dokunuyor, önce zil sesi ardından Buket Hanım içerde…
 
Çaylarımızı yudumlarken giderek koyulaşan sohbetimize SANATSAL YÖNLERİ giriyor.
 
Evet şaşırmayın, o aynı zamanda bir yazar ve tam tamına 8 kitap var adına.
 
Kitaplar ismini, kendisiyle özdeşleşmiş Düş Sokağı’nın düşünden alıyor ve düş hekimi, düş hekimi 1, düş hekimi 2,…, düş hekimi yedi diyerek düşler zincirini tamamlıyor.
Bu büyük sır,
Benim anlattıklarım değildir.
Bu büyük sır,
Yolun sonunda varılan bir nokta değil, yolun ta kendisidir.
 
Düş hekimi yedi’nin arka kapağından alıntı yaptığımız satırlarıyla okura vermek istediği mesaj ne kadar güzel, değil mi?
Ya bu dizeler?
yüreğim mi eskir
kucaklayınca
ömrüm mü eksilir
paylaşınca
99 kırmızı balon
her yılın kıyısından
gökyüzü okyanusuna
tüm dostlara
tanısam da
tanışmasam da...
 
Evet kendi dünyasında kendisini aşmış, para – hırs – yalan - dolan üstüne bulaşmamış, Yalçın Ergir’in… Hal böyle olunca motosikletinin üstünde düşünen ve günde 10 km -25 km yürürken fark etmeyen hızlı düşünen adam, tüketmekten ziyade üreten insan… Yürürken, o yürüyüşün getirdiği anılar kitap oluyor…
 
Söyleşiye başladığımız andan itibaren yeni yeni yönleri çıkıyor karşımıza, bu kez sahnede rol alıyor Ergir…
 
Düş Sokağı hiç umulmadık bir şekilde Ortak Projeye dönüşüyor opera solist sanatçısı Leyla Çolakoğlu ile… Çok etkilendiği bu gösteri ile ilgili duygularını şöyle dile getiriyor ERGİR:
 
Çocukluğumuzun geçtiği Maltepe Neyzen Tevfik sokağında o yıllar birbirini tanımayan iki masum çocuk! Yıllar sonra o çocukluk anıları bir zincire ekleniyor.
 
Ben de şaşırdım, düşler zincirim Leyla & Düş Hekimi ile “evet;
sevdik…” adlı müzikli gösteriye dönüşünce…
 
Üstelik ünlü soprano Leyla Çolakoğlu amatör düş hekimiyle, inanılmaz gibi geliyordu, hatta sevgili Leyla ilk defa bu kadar amatör bir dünya ile kariyerine risk alacak diye düşünmüştüm, ama başardık…
 
O kamyonun kasasında olabilmek, ne kadar keyifli bir bilseniz!
 
1950’ler, 1960’lar dünyaya gelinebilecek en torpilli yıllardır. Hele bu ülkede, hele Ankara’da dünyaya gelenler, gerçek dostluklarla, basit ama gerçek oyunlarla çocukluğunu çocuk gibi geçirenler daha da şanslılardır.

Biz bir iş yaptık;  ne yapabileceğimizi bilmeden kolları sıvadık.
Adı: “evet; sevdik…” olan, o muhteşem masumiyet döneminden, o masmavi okyanustan birkaç damlayı anlatan, kimisini besteleyip, kimisine de söz yazarak, o zamanların Yeşilçam filmi gibi bir “Müzikli Sunum” hazırladık. İki gösterimiz de çok ses getirdi, oyundan sonra biz-seyirci hepimiz ayakta zıplıyor, şarkılar söylüyor, içimizdeki çocuklara dönüşüyorduk.
 
3.gösterimiz de 14 Şubat Sevgililer Günü’nde Resim ve Heykel Müzesi salonunda saat 16:00’da bir kez daha seyirciyle buluşacak.
**
Mesleki tatminde kusur olmayınca, ruhun derinlikleri sanatla buluşunca, ne kalıyor geriye?
 
Sağlıklı yaşamın gereği SPOR, elbette…
 
Amatör olarak dağcılığa da gönül vermiş… Paraşütle de atlamış… Ama gerçekte profesyonel bir TENİS oyuncusu. Ta üniversite yıllarında raketiyle güreşmiş, yüzlerce insanı da eğitmiş. Hem oynamış hem hocalık yapmış. Birbirinden değerli yarışmalarda kupa kazanmış ve 2008 Dişhekimleri Türkiye Tenis Şampiyonu olarak tenisteki kendisi için en anlamlı olan kupayı da alarak düşlerini gerçekleştirmiş.
Ve tenise devam, yeni düşleriyle birlikte…
 
Peki Yalçın Bey, bu kadar çalışma sizi yormuyor mu?
 
-      Asla… Hepsini vakitli ve istekli ve bilinçli yapınca zaman yine benim, yine bol zamanım var yaşamak için. 180 yıl ya da 190 yıl kadar yaşamak mümkün, zamanı tasarruflu kullanarak. Haftanın 3 günü hasta kabul ederim, o da yarım gün olmak kaydıyla. Para hırsım hiç yok. Haftanın 1,5 günü diş hekimi, 5,5 günü düş hekimi… Güzel, seviyorum düş sokağımı, bakın bu lamba nasıl yanıyor gördünüz mü?
 
Artık zaman, bu söyleşi için doluyordu.
Üçlü dönüşlerimiz haliyle çok hızlanmıştı.
Çeşmenin musluğunu çevirince lamba yanıyor,
Tavandaki vantilatörü çalıştıran sadece bir makara,
Gelen hastalar bekleme salonundaki trafik lambasından içeri girecekleri zamanı biliyorlar,
Duvardaki çatlaklara dikiş atılmış,
Kapının arkasına asılmış elbise tamamen silikonla yapıştırılmış, Cep telefonu pantolon cepliğinde,
Neler, neler, neler…
Ey güzel, ey üretken insan,
Belki bazı eksiklerimiz oldu ama eksik değil,
Niçin?
Çünkü istiyoruz ki;
Sizi bizim kadar İYİ tanısınlar
Bazı geceler yer kar olur bazı geceler buz…
Kime ne?
İster motor ister bisiklet!
Yeter ki siz binmek istediğiniz aracı bilin, örneğin neden olmasın bugünkü aracınız bir taksi?
 
Birlikte bu söyleşiyi tamamlıyoruz.
 
“VERDİĞİN EMEĞİN MUTLAKA ALICISI VARDIR”
 
Tıklayın görün, KORHABER’den bir tünel açtık, vakit sizin dilediğinizce kullanın!
 
 
Teşekkürler Sevgili Yalçın Ergir’e...
Korhaber okurları ve bizler için ayırdığınız vakte teşekkür ederiz.
 
-      Ben de KORHABER’e ve sizlere çok teşekkür ederim, dokularımız uyuşunca mutlu oldum.
 
 
 
 



Sayfa Adresi: http://www.korhaber.com/haber/Dus-Sokaginda-dusleyip-duslemedikleriniz/14159