***
Geçen akşam gençten bir öğretim üyesi arkadaşımdan telefon aldım. Kırıkkale Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde çalıştığım yıllarda iyi sohbetimiz olan arkadaşım üzgün ve şaşkındı: “Cumhur bu kadar başarılı bir rektör neden ilk sırada gösterilmez, anlayamıyorum” diyordu. “Hadi geçtim ilk sırada olmasını ama yıllardır aksatılan Kırıkkale Üniversitesi’ni kişisel çabası ve becerisiyle bir yerlere getirmiş olan bir kişi niye böyle bir şeye maruz kalır?”
Genç öğretim üyesi arkadaşım tam bir bilim adamıdır. Ne keskin cumhuriyetçilerden haberdardır ne tarikatlar dayanışmasından ne de iktidarların güç gösterisinden. O zamanlardan düşüncelerini iyi bildiğim için arkadaşım açısından önemli olanın sadece eğitimsel ve bilimsel çalışmalarını kolaylaştıran bir rektörlük yönetimi olduğunu söylemeliyim.
Normal koşullarda elbette bir rektörden üniversitenin bilimsel ve eğitimsel niteliğini artırması beklenir; ancak bu üniversite Türkiye’de bulunuyorsa bu sadece kağıt üstünde kalır ve arkadaşım gibi bir beklentisi olanlar bu ülkede “saf insan” olarak değerlendirilir.
YÖK’ün üniversiteler üzerinde akademik yön göstericilik işlevi yerine daha çok gizli bir siyasal işlev görmesi üniversitelerimizi bir o yana bir bu yana sallayıp duruyor. Keskin Cumhuriyetçiler döneminde rektörler adeta her türlü serbestliği bölücülük olarak algılayarak keskin cumhuriyetçi ideolojiyi korumakla görevlendirilirdi. Keskin Cumhuriyetçilerle gizli bir “savaş” halinde olan günümüz erkine sahip olan için ölçütler ise partiye yakın olmak, mümkünse yandaş bir tarikat üyesi olmak
Bu konu için Kırıkkale Üniversitesi’ni ele alacak olursak seçimi birinci sırada bitiren başarısı ortada olan rektör yerine aslında daha seçim yapılmadan rektör olacağı tahmin edilebilen ikinci sıradaki aday YÖK Genel Kurulu’nda birinci sıraya yükseltiliyor. Bu adayın daha seçimlerden çok önce rektör olacağının tahmin edilebilmesini sağlayan ve kendisini YÖK Genel Kurulu’nda birinci sıraya yükselten en önemli unsur bu üniversitenin on iki yıl önceki rektörü olan ve üniversiteyi tarikatların etkisine bırakmakla ilgili soruşturma açılması nedeniyle istifa eden Sayın Beşir Atalay’ın o dönemdeki iyi isimlerinden biri olması. İkinci unsur Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi seçimlerinde de ikinci sırada yer alan ve YÖK’te birinci sıraya yerleştirilen aday ile ortak bir özellikten kaynaklanıyor: ‘Türbana Özgürlük Bildirisi’ne imza atmış olması.
Diğer yandan YÖK’ün bu sıralamalarının tuhaf ve siyasi olduğu da açık aslında. Abant İzzet Baysal Üniversitesi aday sıralamasında YÖK tarafından ikinci sıradan birinci sıraya yükseltilen adayın profesörlüğe atanmasında usulsüzlük yapıldığı gerekçesiyle yine YÖK tarafından açılan soruşturmasının devam ediyor olması ironik.
Aslında son üç dört yıllık dönemde üniversitelerde Milli Görüş yandaşlarının birer birer rektörlüğe geleceği bekleniyordu. Olasılıkla asıl amaç tarikatlara yakın kişilerin üniversitelere alınabilmesi ve kanuna rağmen rektör göz yummasıyla türbana serbestlik getirilmesi.
Peki bu iktidar devrilip laisizme daha yakın bir parti iktidar olduğunda ne olacak? Sil baştan olacak. Türkiye’de bu iş böyle “suçlular çağı, suçsuzlar çağı” gibi bir şey. Olan şimdiki Kırıkkale Üniversite Rektörü Sayın Ahmet Murat Çakmak gibi gerçekten bu ülke için bir şeyler yapmaya uğraşan bir taraf olmaktan ve yalakalık yapmaktan çok akılcı çizgide durup insana değer veren çalışkan insanlara, bilim adamlarına ve öğrencilere oluyor.
Yeni seçilecek rektörlere ve ülke yöneticilerine hatırlatmak gerekiyor: Koltuk kimseye kalmıyor ve bu ülkedeki tüm koltuklar Türkiye’deki tüm insanlara verimli bir şeyler yapmak için.
Oysa Türkiye’de hala “bitaraf olan bertaraf oluyor.”